2023 ve Sonrası İçin Düşünceler-1 Russell Napier Röportajı

Herkese selamlar.

Dün güzel kazançlar elde ettik. Fakat yarının neler getireceğini bilemiyoruz.

Peki istikrarlı bir şekilde piyasa zamanlaması yapılamayacağını ve buna göre bir yatırım strateji oluşturmanın başarısız olacağını düşünen bizler için bir yol yok mu?

Bence var. Geleceği göremesek de bugün nerede bulunduğumuzu bilmenin bize çok yardımı olabilir.

Hal böyleyken ben de nerede bulunduğumuzu ve neler olabileceği hususunu biraz karıştırmak istiyorum.

Bunu yaparken de iki makaleden yararlanacağım. İlki tarihçi ve piyasa stratejisti Russell Napier’in beni oldukça etkileyen röportajı. Diğeri de Howard Marks’ın son çıkan makalesi.

Bunları çevirip yayınladıktan sonra 3. bir yazı ile Dünya ve Türkiye’nin nerede bulunduğunu ve yatırım araçlarına ve dolayısı ile biz yatırımcılara etkisini tartışırız.

Şimdi Russell Napier’in röportajının çevirisi ile başlayalım.

Büyük Sermaye Yatırımlarının Geri Dönüşünü Göreceğiz (14/10/2022)

Piyasa stratejisti ve tarihçi Russell Napier 15-20 yıl sürecek yüksek enflasyon ve finansal baskılanma konusunda uyarıyor. Bu yeni dünyada yatırımcıların nasıl hazırlanması gerektiği konusunda kendi görüşlerini paylaşıyor.

Russell Napier hiçbir zaman, sürekli yüksek enflasyon uyarısı yapanlardan olmadı. Aksine, 25 yıl önceki Asya Finansal Krizini Hong Kong’daki CLSA aracı kurumunda ilk elden yaşayan piyasa stratejisti ve tarihçi, yıllarca küreselleşmiş dünya ekonomisinin deflasyonist etkisi hakkında yazmıştı.

İki yıl önce rüzgar tersine döndü, enflasyonun kötü bir şekilde geri döneceğini uyarısında bulundu ve yorumunda da haklı çıktı. Market NZZ sitesine, anlaşılırlık için çok az düzeltilmiş olarak, bir çok gelişmiş ülkenin nasıl yapısal bir dönüşüm içerisinde olduğunu ve birçok yatırımcının alışık olduğu 40 yıllık sistemin neden artık geçerliliğini kaybettiğini anlattı.

Napier’e göre, finansal baskılanma, önümüzdeki 15-20 yılın teması olacak. Fakat bu ortam aynı zamanda yatırımcılara yeni fırsatlar da sunacak. “Sermaye yatırımlarında patlama olacak ve Batı ekonomilerinin yeniden sanayileşmesini göreceğiz.” diyor Napier. İlk başta, yıllarca kaynakların kötü bir şekilde yanlış yere yönlendirilmesi stagflasyona yol açmadan önce, birçok insan bunu sevecek.

2020 yazında enflasyonun döneceğini ve uzun sürecek bir finansal baskılanma ile karşı karşıya kalacağımızı tahmin etmiştiniz. Şu anda ABD’de ve Avrupa’da %8’in üstüne çıkan enflasyon ile karşı karşıyayız. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tahminim değişmedi: Bu doğası gereği döngüsel değil, yapısal bir durum. Çoğu Batı ekonomisinin içsel çalışmasının yapısal olarak değişimine şahit oluyoruz. Geride bıraktığımız 40 yıl boyunca, ekonomilerimize serbest piyasanın rehberlik ettiği fikrine alıştık. Fakat kaynakların büyük bir kısmının dağılımının serbest piyasaya bırakılmadığı bir sisteme doğru giden bir sürecin içerisindeyiz. Güdümlü bir ekonomiden ya da Marksizimden değil de, sermayenin dağılımında hükümetlerin önemli bir rol oynadığı bir ekonomiden bahsettiğimi lütfen unutmayın. Fransızlar bu sisteme “dirigiste” derler. 1939-1979 arasında yürürlükte olduğu için bu yeni bir şey değil. Sadece nasıl işlediğini unuttuk, çünkü çoğu ekonomist serbest piyasa ekonomisinde yetişti, geçmişte değil.

Bu dönüşüm neden oluyor?

Ana nedeni basit bir şekilde borç seviyemizin aşırı yükselmesi. ABD’de kamu ve özel sektörün borç toplamı Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %290’ına ulaşmış durumda. Fransa’da bu devasa bir şekilde %371, Japonya dahil birçok Batı ekonomisinde %250’nin üzerine çıkmış durumda. 2008’deki Büyük Buhran bize borç seviyesinin çok fazla olduğunu açık şekilde gösterdi.

Nasıl yani?

2008’de Dünya, bütün sistemin çökme riskine sebep olacak bir deflasyonist borç likiditasyonu ile karşı karşıya kaldı. Bunu yıllardır biliyorduk. Artık normal ve gerekli olan durgunluklara bile sistemde çöküş olacağı korkusuyla dayanamıyoruz. Bu sebeple, hem kamunun hem de özel sektörün borcunun GSYIH’ya oranı aşağı gelmeli. Bunu yapmanın en kolay yolu da nominal GSYIH’nın büyüme oranının arttırılmasıdır. Bu yol, İkinci Dünya Savaşından sonraki on yıllarda kullanıldı.

Bu sürecin şimdiki tetikleyicisi neydi?

Benim yapısal görüşüm, para yaratma gücünün kontrolünün merkez bankalarından hükümetlere geçtiği yönünde. Covid krizi süresince, banka kredilerine devlet garantisi vererek, hükümetler etkin bir şekilde para yaratma gücünün kontrolünü ellerine aldılar. Tabii ki, bu öngörüme karşı çıkanlar, bunun sadece pandeminin etkilerine karşı alınmış geçici acil önlemler olduğunu söylüyorlar. Fakat şimdi başka bir acil durum var: Ukrayna’daki savaş ve onunla birlikte gelen enerji krizi.

Her zaman başka bir krizin olacağını mı söylüyorsunuz?

Tam olarak… Bu yüzden de hükümetler de bu politikadan vazgeçmeyecek. Size Şubat 2020’den beri Avrupa Birliğinde bankaların şirketlere verdikleri kredilerden birkaç istatistik vereyim: Almanya’daki verilen toplam kredilerden %40’ı devlet garantili. Fransa’da bu oran %70, İtalya’da ise %100. Bunun sebebi de şirketlerin eski kredilerini zamanı geldikçe hükümet garantili kredilere dönüştürmesi. Son günlerde Almanya, enerji krizinin etkilerini kapsayan yeni bir hükümet garanti programı açıkladı. Artık bu yeni normal. Hükümetler için kredi garantisi yeni bir para ağacına benziyor: Bedava paraya en yakın şey. Borçlanmak ya da vergileri arttırmak zorunda kalmadan sadece ticari bankalara garanti veriyorlar.

Ve hükümetler kredi büyümesini kontrol ederek, ekonomiyi kontrol etmek ve yönlendirmek için kolay bir yola sahip oluyorlar.

Kredi garantilerinin devletin bilançosunda sadece koşullu borç olarak gözükmesi onların işine geliyor. Hükümetler bankalara devlet garantili kredilerin nasıl ve ne zaman verileceğini söyleyerek, -ister enerji projelerine, isterlerse eşitsizliği azaltmak için ya da iklim değişikliği ile mücadele gibi- yatırımları istedikleri şekilde yönlendirebiliyorlar. Kredi büyümesini ve dolayısıyla paranının büyümesini yönlendirerek, ekonominin nominal olarak büyümesini kontrol etmiş oluyorlar.

Nominal büyümenin reel büyüme+enflasyon olduğunu düşünürsek, bunu yapmanın en kolay yolu da daha yüksek enflasyon mu oluyor?

Evet. Yüksek yapısal enflasyon ile daha yüksek nominal GSYIH büyümesi meydana getirmek yüksek borç seviyesinden kurtulmanın kanıtlanmış bir yoludur. Bu tam da ABD ve İngiltere gibi ülkelerin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yüksek borçlarından kurtulmalarını sağlayan yoldu. Tabii ki bunu resmi olarak kimse söylemeyecek, birçok politikacı da muhtemelen bunun farkında değil fakat nominal büyümeyi yüksek enflasyon ile yukarı itmek burada istenen bir sonuç. Bir çok Batı ekonomisinin mevcut borç seviyelerinin İkinci Dünya Savaşı sonrası seviyelerden çok daha yukarıda olduğunu unutmayın.

Ne seviyede bir enflasyon işe yarar?

Bence tüketici fiyat enflasyonunun %4-6 arasında bir yerde dengeleneceğini göreceğiz. Enerji şoku olmasaydı büyük ihtimalle oralarda olurduk. Neden %4-6 arasında? Çünkü bu tutarda bir enflasyon ile hükümetinin yaptıkları yanına kalır. Finansal baskılama tasarruf sahiplerinden ve yaşlı insanlardan yavaş yavaş para çalmak demektir. Burada “yavaş” kısmı acının çok görünür olmaması için önemlidir. Birçok saygın ekonomist ve merkez bankacısının enflasyonun daha önce koyulan %2’lik hedeften yukarıda olmasına izin verilmesi gerektiğini söylemeye başladığını görüyoruz. Referans noktamız yukarıya çıkmaya başladı bile.

Yine de aynı zamanda, Merkez Bankaları enflasyon ile olan savaşlarında çok şahince davranıyorlar. Bu nasıl oluyor?

Bugünlerde Merkez Bankalarının şahin söylemleri ile hükümetlerin davranışları arasında bir kopukluk var. Para politikası frenlere sıkıca asılmaya çalışırken, maliye politikası büyük ödemeler yaparak artan fiyatların etkilerini hafifletmeye çalışıyor. Bir örnek: Alman Hükümeti artan enerji fiyatlarına karşı hane halkını ve sanayiyi korumak için 200 milyar euroluk bir program açıkladığında, Avrupa Merkez Bankası para politikası ile enflasyonu dizginlemeye çalışırken, mali genişlemeye sebep oluyordu.

Kim kazanır?

Hükümet. Berlin kurtarma paketi hazırlarken Avrupa Merkez Bankasına sordu mu? Diğer hükümetlerden soran oldu mu? Hayır. Buna acil durum finansı olarak bakılır. Kredi garantisi vermek için hiçbir hükümet Merkez Bankasından izin istemez. Sadece yaparlar.

Merkez Bankalarının güçsüz olduğunu mu söylüyorsunuz?

Etkisizler. Bu küçümsenmemesi gereken bir güç değişimidir. Geçmiş 40 yılda bütün ekonomik sistemimiz, kredi büyümesi ve böylece bütün ekonomideki genel paranın faiz oranları vasıtasıyla kontrol edildiği üzerine kuruluydu. Faiz oranlarının kontrolü de Merkez Bankalarının elinde. Fakat şimdi, hükümetler garantili krediler üzerinden özel kredi yaratımının kontrolünü ellerine aldıkları için, Merkez Bankaları rollerinin dışına itildiler. Merkez Bankalarının bugünkü yüksek sesli şahin söylemlerine başka bir yönden bakarsak: Teddy Roosevelt bir keresinde, dış politika söz konusu olduğunda, insanın yumuşak tonlu konuşması ama elinde büyük bir sopa taşıması gerektiğini söylemişti. Bu Merkez Bankalarının yüksek sesle konuşması hakkında size ne söylüyor. Belki de artık büyük bir sopa taşımıyorlar.

Bu bütün Batı Merkez Bankaları için geçerli mi?

Kesinlikle Avrupa Merkez Bankası, İngiltere Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası için geçerli. Bu ülkeler finansal baskılama yoluna çıktılar bile. ABD’de de olacak fakat orada gecikme var – doların keskin yükselişi de bu yüzden. Para, Avrupa ve Japonya’dan ABD’ye akıyor. Fakat bunun ABD için çok fazla olduğu zaman da gelecek. Tahvil faiz oranlarını izleyin. Ekonomiye çok zarar vereceği için ABD’de kabul edilemez bir tahvil faiz oranı seviyesi var. Geçmiş iki yılda Avrupa’nın faizleri mevcut seviyelerden bile yükseltemeyeceğini savunuyordum. Fransa’da özel sektör borç servis oranı (firmanın nakit akışı ile kısa vadeli borçlarını ödeyebilme oranı) %20, Belçika’da ve Hollanda’da daha yüksek. Almanya’da %11, ABD’de ise %13. Yükselen faiz oranları ile ciddi sıkıntılar yaşanması uzun sürmez. Yani, hepimizin oraya gelmesi an meselesi fakat Avrupa önden gidiyor.

Bu sürecin nasıl olacağını bize anlatır mısınız?

İlk önce hükümetler bankacılık sektörüne doğrudan müdahale edecekler. Kredi garantileri vererek etkin bir şekilde geniş kapsamlı para yaratımının kontrolünü ele alacaklar ve yatırımları istedikleri yere yönlendirecekler. Daha sonra, hükümet istikrarlı şekilde yüksek para büyümesini hedefler ama bu oran çok yüksek olmaz. Yine, tarih bize bu kalıbı gösteriyor: İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası 5 büyük bankası vardı ve her yılın başında hükümet bilançolarının yüzde kaç büyümesi gerektiğini onlara söylerdi. Bunu yaparak geniş kapsamlı para yaratımının ve nominal GSYIH’nın büyüme oranını belirleyebilirsiniz. Eğer ekonominizin %2 reel büyüme kapasitesi olduğunu biliyorsanız, geri kalan tutarın enflasyon tarafından doldurulacağını bilirsiniz. Üçüncü ön koşul olarak, düzenleyici çerçeve tarafından çerçevelenmiş bir yerel yatırımcı tabanınızın olmalı ve bu kesim getirisi ne olursa olsun hükümet tahvillerinizi almak zorunda kalmalıdır. Böylece tahvil faizlerinin enflasyonun üzerine çıkmasını engellersiniz. Şu an olan da bu, birçok sigorta şirketi ve emeklilik fonunun hükümet tahvili almaktan başka çaresi yok.

Çok kolay bir şeymiş gibi anlattınız: Hükümet nominal bir büyüme seviyesi ve bir şekilde istikrarlı olarak faiz seviyesinden daha yüksek bir enflasyon oluşturmalı ki Borç/GSYIH oranı giderek küçülsün.

Yine söylüyorum, İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılan şey bu. Önemli nokta şu: Banka kredilerinin faiz oranları tarafından kontrol edildiği bir mekanizmadan politize olmuş kantitatif bir mekanizmaya geçiyoruz. Bu kredinin politize olmasıdır.

Bugün bunun olmakta olduğunu size ne söylüyor?

Kayda değer bir büyüme yavaşlamasına, hatta durgunluğa gittiğimizi fakat banka kredilerinin hala büyüdüğünü görmem. Eskiden klasik bankacı tanımı size şemsiye kiralayan ama ilk yağmur emaresinde onu geri alan kişi şeklindeydi. Bu sefer değil. Bankalar şu an kredi vermeye devam ediyorlar hatta kötü borç karşılıklarını bile aşağı çektiler. Commerzbank CFO’suna bu Haziran ayında sorulduğunda, hükümetin büyük borçlu şirketlerin batmasına izin vermeyeceğini söylemişti. Bu benim için dönüşümsel bir açıklamaydı. Eğer özel sektörün kredi riskine inanan bir bankacıysanız, ekonomi durgunluğa giderken kredi vermeyi bırakırsınız. Fakat hükümet garantilerine inanan bir bankacıysanız, kredi vermeye devam edersiniz. Bugün olan da bu. Bankalar kredi vermeye devam ediyor ve nominal GSYIH da büyümeye devam edecek. Bu yüzden, nominal anlamda, bir daralma görmeyeceğiz.

Ünlü tahvil piyasası düzen sağlayıcılarının (bond market vigilantes) ortaya çıkıp hükümet tahvillerinde daha yüksek faiz isteyecekleri bir noktaya gelmeyecek miyiz?

Bundan şüpheliyim. İlk olarak, hükümet tahvili almak zorunda olan yatırımcı tabanını yakaladık bile. Eğer baskı artarsa, Merkez Bankaları ortaya çıkabilir ve aleni ya da gizli şekilde getiri eğrisini kontrol ederek faizlerin daha da yükselmesini engelleyebilir.

Ya Merkez Bankaları işbirliğine yanaşmazsa ve para yaratımının kontrolünü ele almaya çalışırlarsa?

Yapabilirler, fakat bunu yapmak için kendi hükümetleriyle savaşa girmek zorundalar. Bu çok zor olur, çünkü hükümetteki politikacılar bu politikaları yürütmek üzere seçileceklerini söylerler. Fiyatları düşük tutmak, iklim değişikliği, savunma yatırımı ve eşitizliği azaltmak üzere seçildiklerini söylerler. 1970’lerde FED Başkanı olan Arthur Burns, 1979 yılında yaptığı konuşmasında enflasyonun kontrolünü neden kaybettiğini açıkladı. Vietnam’da savaşmak ve Lyndon B. Johnson’un Muhteşem sosyal programları ile eşitsizliği azaltmak üzere üzere seçilmiş bir hükümet olduğunu söyledi. Savaşı ya da sosyal programları bitirmenin onun işi olmadığını söyledi. Bunlar politik tercihlerdi.

Ve bugünün benzer olduğunu söylüyorsunuz?

Evet, insanlar enerji faturalarının düşürülmesi için bağırıyor, Putin’den korunmak istiyorlar, iklim değişikliğine karşı bir şey yapılmasını istiyorlar. İnsanlar bunları istiyor ve seçilmiş hükümetler de kendilerini seçen insanların istediklerine uymak zorunda olduklarını söylüyorlar. Hiçbir Merkez Bankası bunun önünde duramaz. Ne de olsa, finansal baskılama ile ilgili bir çok şey şu an çok popüler.

Ne demek istediniz?

Finansal baskılama derken %4-6 arasında bir enflasyon oluşturmak ve böylece %6-8 arasında bir nominal GSYIH oranına ulaşmak ve bunu yaparken de faizleri daha düşük tutmaktan bahsettiğimi hatırlayın. Tasarruf sahipleri bundan hoşlanmayacak ama borçlular ve gençler bunu sevecekler. İnsanların maaşları artacak. Finansal baskılama parayı tasarruf sahiplerinden borçlulara, yaşlılardan gençlere aktarır. İnsanların umursadıkları şeylere daha fazla yatırım yapılmasına sebep olur. Tükettiğimiz neredeyse her şeyin Çin’den ithal edilmesi gibi tek taraflı bir bağımlılıktan kurtulduğumuzda neler olacağın hayal edin. Bu çoğu şeyin içeride ya da müttefiklerde üretilmesi patlamasını yaşatır ve kendi ekonomilerinizin devasa şekilde yeniden sanayileşmesine sebep olacak sermaye yatırım büyümesine neden olur. Belki İsviçre’de o kadar olmaz fakat, üretimin çoğu Avrupa’ya, Meksika’ya, ABD’ye hatta İngiltere’ye kayar. Çin’in parasını devalüe ettiği 1994 yılından beri bir sermaye yatırımı patlaması yaşamadık.

Yani sürecin daha başında mıyız?

Kesinlikle. Bence hükümetin yönettiği 15 yıllık bir yatırım finansal baskılama dönemine ihtiyacımız var. Ortalama Borç/GSYIH oranı %300 civarında. Bunun %200 ve altında olmasını istersiniz.

Peki bu oyunun sonunda ne olur?

Bu oyunun sonunu daha önce gördük. Yüksek enflasyon ile birlikte yüksek işsizliğin yaşandığı 1970’lerde bunu gördük.

İnsanlar şimdiden stagflasyonu (durgunluk içinde enflasyon) konuşmaya başladı.

Bu tamamen deli saçması. İnsanlar yüksek enflasyonu ve yavaşlamakta olan ekonomiyi görüp bunun stagflasyon olduğunu düşünüyorlar. Bu yanlış. Stagflasyon yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğin birleşimidir. Şu anda bizde bu yok, rekor düşük işsizlik var. Hükümetin sermayenin dağıtılmasına uzun süre müdahil olması sonucu yıllar süren sermayenin yanlış dağıtılması sonucu stagflasyon olur. İngiltere hükümeti bunu 1950 ve 1960’larda yaptığında, sermayenin çoğunu kömür madenlerine, otomotiv üretimine ve Concorde’a yönlendirdiler. İngiltere’nin bu sanayi kollarında geleceği olmadığı ortaya çıktı. Böyle yatırımlar boşa gitti ve yüksek işsizlik ile karşı karşıya kaldık.

Yani oyunun sonunda 1970’lerdekine benzer bir stagflasyon olacak ama daha orada değiliz?

Hayır, daha uzun bir süre değiliz. Önce daha iyi tarafı olan sermaye harcama artışı ve nominal GSYIH büyüme kısmı yaşanacak. Bu birçok insanın hoşuna gidecek. Daha sonrasında, sermayenin hatalı dağıtımı sonucu yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik olduğunda ve bu sefalet endeksini zıplattığında insanlar tekrar sistemin değişmesi için yeniden oy verecekler. 1979 ve 1980’de Thatcher ve Reagan’a oy verdiler ve Paul Volcker’ın sert para politikasını kabul ettiler. Ve unutmayın ki, Thatcher ve Reagan geldiğinde, borç/GSYIH hasıla oranı yeni en düşüklere gelmişti. Bu onların serbest piyasa politikalarını uygulamalarına olanak verdi ki bu daha yüksek borç/GSYIH oranı ile mümkün olmazdı. Yani uzun bir sosyal ve politik yolculuğun başındayız. Son 40 yılda piyasa ekonomisi hakkında öğrendiğiniz çoğu şey yeni dünyada geçersiz olacak. Önümüzdeki yirmi yıl için politik ekonomi kavramlarına aşina olmalısınız.

Bu yoldan kaçınmak için ne olması gerekiyor?

Eğer hükümetler bankacılık sistemine müdahale etmeyi bırakırlarsa, özel sektör kredi riskini tekrar geçerli kılarlarsa ve paranın büyüme hızının kontrolünü tekrar Merkez Bankalarına verirlerse. Ve, reel büyüme oranını tekrar %4 üzerine çıkaracak bir verimlilik devrimi yaşarsak. Bu da bizim nominal büyüme oranını %6’ya çıkarırken enflasyonu %2’de tutmamıza imkan verir. Verimliliği tahmin edemeyiz ve insanların yaratıcılığını asla küçümsememeliyiz. Yani orasını göreceğiz. Üçüncü bir olasılık da insanların bunu uygulayan politikacılara oy vermeyerek onları dışarı itmeleridir. Fakat bu pek olası değil çünkü daha önce de bahsettiğimiz gibi, birçok insan ilk başta bu ortamı sevecek.

Bu yeni ortam yatırımcılar için ne anlama geliyor?

İlk olarak hükümet tahvillerinden uzak durun. Hükümet tahvillerindeki yatırımcılar yavaş yavaş soyulanlar olacak. Hisseler arasında ise iyi performans gösterenler olacak. Şu anda karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlar – enerji, iklim değişikliği, savunma, eşitsizlik, üretimde Çin’e olan bağımlılığın hepsi devasa yatırımlarla çözülecek. Sermaye yatırım patlaması çok uzun süre devam edebilir. Sermaye yatırımı rönesansına hazırlıklı olan şirketler iyi performans gösterecekler. İnsanlar enflasyonun 2020 öncesindeki seviyelere dönmeyip %4-6 arasında istikrar kazandığını fark ettiklerinde altın da iyi performans gösterecek. Altının bu seneki kötü performansı güçlü dolar ile perdelendi. Yen, Euro ve Sterlin bazında altın iyi performans gösterdi bile.

Finansal baskılama yolunu seçmeyen ülkelere ne olacak?

Bu biraz çetrefilli olacak. Mesela İsviçre muhtemelen bu politikadan uzak duracak. Bu da yüksek bir sermaye akışına sebep olup Frank’ın değerinde yukarı yönlü baskı yapacak. Er ya da geç, İsviçre bir çeşit sermaye kontrolü uygulamak zorunda kalacak. Bu dünyada da geçerli olacak. Zürih ya da Londra’da oturup ABD, Meksika, Malezya ya da Çin’de yatırım yapmaya alıştık. Bugün düşük borç oranlarından dolayı çekici olan bazı gelişmekte olan ülkeler var. Fakat büyük oranda finansal baskılamanın uygulandığı bir dünyada, her çeşit sermaye kontrolü de olacak. Bu da yatırımcı olarak, en iyi yolun emekliliğinizi geçireceğiniz ülkede yatırım yapmak olduğu anlamına gelecek. Bu benim için örnek olarak hiçbir zaman Çin’e yatırım yapmayacağım anlamına geliyor. Rusya örneğinin gösterdiği gibi orada çakılı kalma olasılığı çok yüksek. Çoğu yatırımcı hala 1980-2020 arasındaki sistemdeymişiz gibi davranıyor. Değiliz. Her seviyede, kalıcı ve temel bir değişim içerisindeyiz.

Russell Napier

Yazının orijinali için: https://themarket.ch/interview/russell-napier-the-world-will-experience-a-capex-boom-ld.7606

Bazen farklı bakış açılarını okumak bize çok şey katar.

Bir sonraki yazıda Howard Marks’ın bir makalesini çevireceğim. Böylece 2023 ve sonrası için stratejimizi tartışacağımız yazıya geçeceğiz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Saygılar.

2023 ve Sonrası İçin Düşünceler-1 Russell Napier Röportajı

4 Yorum

  1. mehmet seçkin çelik demiş ki:

    Bir solukta okudum. Emeğinize sağlık.

    Aralık 27, 2022
    Yanıtla
  2. Turan demiş ki:

    Selam, bu yazı gibi “küresel ekonomide neler olmakta, nelerin olması istenmekte, neler olabilir” sorularına cevap olacak (ufuk açıcı, vizyon oluşturucu) alternatif ekonomi politik bakış açılı yazıların çevirilerine yoğunlaşabilseniz hatta bir seçki oluşturabilseniz, özellikle keskin kafa karışıklıklarının yaşandığı böyle bir dönemde okuyuculara ne kadar büyük bir fayda sağlayacağınızı tahmin edemezsiniz.
    Bu nevi yazıların, “büyük resmin” gerçeğe uygun tahayyül edilmesini sağlama bağlamında, entellektüel yönden ufuk açıcı olmak yanın da, ülkemiz küçük yatırımcılarının, 2023 de Borsa ne olacak, altın ne olacak, dolar ne olacak, faizler ne olacak vb. sorularına cevap seçeneği sunmakla da, isabetli yatırım kararları alınmasında(şayet öyle bir dertleri varsa) yol gösterici olacağı kuşkusuzdur.
    Kimi anlı şanlı internet gazetelerinde bile, bu tip röportaj ya da makale çevirilerinin, terminolojik hatalar yanında düzgün olmayan bir Türkçe ile orası burası kırpılmış olarak(tam metin yerine) yer almasına karşın (ki, muhtemelen Google Translate’den olduğu gibi alınmakla), sizin böylesi isabetli kaynak metin seçimi yanında, özenli bir çeviri ortaya koyma yönündeki istidadınız açık bir şekilde ortadayken okuyucuları devamından mahrum etmemeniz dileğiyle. Bilmukabele saygılar.

    Ocak 7, 2023
    Yanıtla
  3. Mustafa Aşkın demiş ki:

    Çok Teşekkür Ederim. Çok yararlı. İsabetli bir seçim, güzel bir çeviri. Saygıyı hak ediyorsunuz. Bu paylaşımınız için tekrar teşekkürler. Bunları okuyunca Türkiye’de izlenen politikaları daha net algılıyorum. Bazı şeyleri doğru, bazı şeyleri de bize özgü yaptığımızı anlıyorum. Umarım karar alma pozisyonundaki geniş kitleler, iktidar, muhalefet, bürokrasi fark etmeden sizi takip ederler.

    Ocak 11, 2023
    Yanıtla

Yorumunuzu Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.