Peter Lynch Makaleleri Serisi: 2

Herkese selamlar.

Peter Lynch’in Worth Magazine için yazdığı makaleleri Türkçe’ye çevirmeye devam ediyorum.

İkinci yazının başlığı: “Amerikan Olanı Alın”.

Ünlü yatırımcı bu makalesinde yurtdışında yatırım yapmak yerine, Amerika’da yatırım yapılması gerektiğini çeşitli gerekçelerle anlatıyor.

Milliyetçiliğe değinmesi ayrıca dikkat edilmesi gereken bir konu. Bu lafına, naçizane, bence hepimiz çok dikkat etmeliyiz.

Dışarıya gönderilen her bir dolar bir Amerikan şirketinin büyümede kullanacağı doları ondan çalmak demektir.

Peter Lynch

Aynı milliyetçiliği Warren Buffett’ta da görmüştüm.

Sonuçta, bizim de kazançlarımız Türkiye’ninki ile benzer olacak. Ülkemiz ne kadar gelişirse biz de o kadar gelişeceğiz.

Hadi lafı daha fazla uzatmadan Peter Lynch’in Worth Magazin’e yazdığı ikinci yazının Türkçe çevirisine geçelim.

Amerikan Olanı Alın

Yabancı hisse senetleri ile olan romantizm sürüyor. Yatırım fonlarında başlayan şey şimdi emeklilik fonlarına da yayılmış durumda. California Kamu Çalışanları Emeklilik Sistemi 1991 yılında yabancı hisse senetlerine 7.3 milyar dolar akıtırken, New York Eyaleti Öğretmen Emeklilik Sistemi de 1992 yılında 750 milyon dolar yatırdı.    

Doğrusu, ABD emeklilik fonu yöneticileri giderek artan oranda yabancı şirketlerin, bizi buraya kadar getiren yerli şirketlerden daha iyi performans göstereceği üzerinee bahse giriyorlar. Alt metin, Wall Street’in artık Paris Bourse ya da Hong Kong Ordinaries’le rekabet edemeyeceğidir. Eğer Amerika’da üretilen ikinci sınıf ise, onu yapan şirketler de öyledir diye hikâye devam ediyor.

Kendimi kalabalığının önüne atmama izin verin. Amerika’da yatırım yapabilecekken yabancı hisse senetlerine yatırım yapmak son derece basiretsizliktir. Yabancı hisse senetlerinin moda olmasından on yıl sonra, ABD şirketleri daha rekabetçi hale geldiler. Demiryollarımız bile daha iyi duruma gelmeye başladı.

ABD demiryolları Amerikan beceriksizliğinin biricik sembolüdür. Benim neslim Amerikalıların bir tane bile demiryolu işletemeyeceği fikri ile yetişti ve demiryolu endüstrisinin amacı, bir çeşit tekerlekli refah devleti gibi devasa bir hedefsiz birey topluluğunu desteklemekti. Her trenin arkasında, sendikalar tarafından kuş tüyü yataklarda yatan oyuncuları beslemek için kullanılan, işlevini yitirmiş bir kırmızı personel vagonu vardı.

 Yavaş ama emin adımlarla, demiryolu şirketleri kuş tüyü yatakları attı ve personel vagonundan kurtuldu. Geçen sene, sanayinin aktif verimliliği 50 yılın en üstüne çıktı. Demiryolları daha fazla kömür ve tahıl taşıdıkça, ortalama mürettebat sayısı düşüyor ve trafik artıyor. Bazı konteyner işlerini kamyonculardan alıyorlar bile.

Demir yolu şirketleri hala piyasaya göre büyük bir iskonto ile işlem görüyor. Yani Wall Street daha bu dönüşüme tamamen inanmamış gibi görünüyor. Yine de, Norfolk Southern, Burlington Northern, Union Pasific ve Conrail, Amerika’da trenlerin kârlı bir şekilde  ve belki de zamanında işletilebileceği gösterdiler.

Amerika hala uçaklarda (Boeing) ve traktörlerde (Caterpillar) dünya lideri. Caterpillar dünyada, tarım ekimanlarının Cadillakı(Cadillac otomobildeki yerini kaybetmeden önce) olarak tanınıyor.   Detroit, sürünün söylediğine göre, güya nasıl araba yapılacağını unutmuş.

Gerçekten mi? Size söylemeliyim ki, biraz orada biraz da burada yetişmiş asker çocuğuna benzeyen arabaların milliyetini belirlemek imkansız olmasa da çok zordur. Geçen on yılda en çok satan arabanın Japon ya da Alman çizim tahtalarından değil de Detroit’ten geldiği söylenir. Amerika’da satılan Volvo, Lexus ve Infinity’nin toplamında iki kat daha fazla satan Chrysler hafif ticari aracından bahsediyorum. Madem yabancılar o kadar bariz üstün ürünler yapıyorlar, neden 450.000 Amerikalı geçen sene gidip Chrysler alırken sadece 70.000 tanesi Volvo aldı.

Belkide Caterpillar’a, tarım ekipmanlarının Chrysler’i demeliyiz. Ayrıca tarıma baktığımızda, ABD burada da sadece verimliliğiyle yetinmiyor. Amerikalı şirketler sadece traktörde değil, gübrede, gıda işlemede (NYSE’de işlem gören ConAgra hissesi 10 senede 15 kat arttı) ve genetik hibritlerde de dünyada liderliği ellerinde bulunduruyorlar.

Tohum üretiminin çok zekâ gerektirmeyeceğini düşünebilirsiniz fakat bugünlerde tohum üretimi şaşılacak karmaşıklığı ile ilaç işini andırmaktadır. Yeni tohumlar yıllar alan klinik denemelerden ve zorlu hükümet onaylarından sonra toprakla buluşabiliyor.

Dünyanın en iyi ilaç şirketleri arasına girerek (Merck, Upjohn Co. Ve Bristol-Myers Squibb) yeteneğimizi kanıtladık ve aynı performansı tarımda da (Dekalb Genetics ve Pioneer Hi-Bred International) ile tekrar ediyoruz. Dekalb 1940’ların orasından beri hibrit tavuk ve 20 yıldır da hibrit domuz (daha çok çöp daha şişman domuz) üretiyor. Aynı zamanda hibrit mısır ürününde de ilerleme kaydediyor. Fransa’daki lider hibrit mısır tohumunu Pioneer Hi-Bred pazarlıyor. Bunu, yerli üretime bizim bayrağımıza gösterdiğimiz saygıyı gösteren bir ülkede başarmak büyük bir olaydır. Calgene Inc. şu an genetiği değiştirilmiş domates ile uğraşıyor, Monsanto belki de meşhur deyimimizi “Patates dersen Monsanto derim” olarak değiştirebilecek derecede önemli olan zararlı böceklere karşı dayanıklı üstün bir patates üzerinde çalışıyor.

Keza, bir zamanlar Rust Belt’te ölüme terk edilen çelik sanayisi yaşam emareleri gösteriyor. Özellikle Nacor gibi verimli küçük ocakları piyasaya süren başarı girişimler ortaya çıkmaya başladı. Bethlehem Steel, Inland Steel, USX (önceki US Steel) gibi yere serilmiş koca mamutlar bile uyanma emareleri göstermeye başladı.

Amerikan TV pazarının Japonlara kaptırılması, Amerika’nın Japonlarla elektronikte rekabet edemeyeceği gibi bir algı oluşturdu. Doğrusu, içeride ve dışarıda sanayimizin pozisyonu hala güçlü. Japonların TV üretim pazarını ele geçirdiği doğruysa bile, eskiden kazandıkları kadar iyi para kazanamıyorlar. Yani bu pazarı kaybettiğimize sevinebiliriz. Dahası, Amerikalıların elektronikte rekabet edemeyeceği teorisi, dünya çapında yarı iletken üreten, dünyanın en büyük cep telefonu ve mobil radyo üreticisi Motorola tarafından çürütüldü. Yurtdışı operasyonları toplam satışlarının %42’sini kaplıyor ve Nippon Telegraph &Telephone şirketinin tek yurtdışı araba telefonu ve çağrı cihazı tedarikçisi.                                    

Bilgisayar işini kimin kontrol ettiğine gelirsek, Geçenlerde The New York Review of Book’un son sayısındaki Alan Ryan’ın yorumuna tamamen katılıyorum: “Bilgisayar chiplerinin üretimi şu an tamamen NEC, Toshiba ve Hitachi’nin elinde olabilir fakat sonraki on yılda inanıyorum ki Amerikan şirketi Intel, yeri bunlarla birlikte süpürecektir.

Japonların fotoğraf makinesi işini devraldıklarını ve kendilerinin en büyük müşterileri olduklarını söyleyebiliriz fakat TV’lerde olduğu gibi fotoğraf makinesi işi de kârsız. Asıl paranın olduğu yer fotoğraf filmleri. Her ne kadar Fuji Amerikan müşterilerine giden yolu açmış olsa da, ABD’li en büyük rakibi Kodak’ın, Japonya’da Fuji ve diğer Japon üreticilerinin burada sahip olduğundan daha fazla pazar payı var. Tabii ki Cambridge-Massachusetts’te konuşlu Polaroid de Dünya şipşak pazarına kilitlenmiş durumda.

Gillette tıraş bıçağı pazarınki küresel liderliğini koruyor ve her kıtadaki politika ve şirket liderleri, günlerine yanaklarına Gillette’yi sürerek başlıyor. Bu da Amerika’nın bazı şeyleri doğru yaptığının kanıtını oluşturuyor.

Bu sırada, Mickey Mouse’dan Madonna’ya hayal gücümüzü, kolamızı, hızlı yemek zincirlerimizi ve perakende dükkânlarımızı ihraç etmeye devam ediyoruz. Amerikan gezginlerinin Paris’te McDonald’s ya da Heidelberg’de Toys “R” Us görünce dehşet içinde homurdanması kültürel olarak kabul edilebilir fakat bunlar kutlanması gereken manzaralar. Ne kadar bu tarzda kültür ihraç edebilirsek, ekonomimiz o kadar güçlenir ve Paris’e giderek Mona Lisa’yı görmeye de ve McDonald’sı görüp irkilmeye de bütçemiz yeter.

Eve döndüğümüzde ise, NASDAQ’da işlem gören gelecek vaat eden bir çok küçük büyüme şirketi çıkarmaya başladık. Avrupa ekonomilerinin sadece bazıları, düzgün kâr edebilen aşırı büyük holdingler tarafından domine edildiği için, bu tarz küçük büyüme şirketleri çıkarmaları zor. Japonların ise küçük büyüme şirketleri açısından bir cennet olduğu doğru fakat bunlar genellikle aşırı fiyatlanmışlar ve yatırımcıların buradan kâr etmeleri pek mümkün gözükmüyor. Japonlar bugünlerde başka sorunlarla da uğraşıyorlar.

Bu beni Amerikan hisse senetlerini tercih etmek için nihai sonuca getiriyor: Wall Street neredeyse başka hiçbir yerde olmayan bir sahaya sahip. Burada kanıksadığımız hisse işlemlerinin zamanında yapılması, temettülerin zamanında yatması, kârların düzgün raporlanması gibi işlemler Latin Amerika, Avrupa ve Pasifik Okyanusunu çevreleyen ülkelerde alışılmadık şeyler. İster Malezya’da ya da Meksika’da olsun, düzenleyici otoriteler yatırımcıları SEC’in koruduğu kadar korumuyorlar.

1980’ler süresince, yabancı hisse senetlerinden Magellan Fonu için çok para kazandım. Bu başarılı işlemlerin yabancı şirketlerin Amerikan şirketlerinden üstün olmasıyla bir alakası yoktu. Yabancı hisse senetleri araştırma şirketleri tarafından o kadar az incelenmişti ve raporlar o kadar baştan savmaydı ki en iyi şirketler ederlerinin sadece az bir kısmına işlem görüyorlardı. Çok ünlü holdinglerde bile (Nestle, Volco, Unilever, Montedison) hiçbir analist trumpetini çalmadan kelepirler buldum.

Küresel yatırımın popülerliği arttıkça fiyatlar yükseldi ve kelepirlik ortadan kayboldu fakat ilkel raporlama standardı hala devam ediyor. Yabancı hisse senedi aldığınızda, neredeyse kendi araştırmanızı kendiniz yapmalısınız ya da kendi araştırmasını yapan fon yöneticilerininkine güvenmelisiniz. Yurtdışı hisse senedi portföyü yönetmek yerli portföy yönetmekten çok daha zor.

Bir de bahsetmediğim vatanseverlik tartışması var. Dışarıya gönderilen her bir dolar bir Amerikan şirketinin büyümede kullanacağı doları ondan çalmak demektir. Bir gün, yabancı arabalarda gördüğümüz gibi yabancı hisse senetlerine olan talebin de düştüğünü görebiliriz. Protestocular aynı Japon arabalarını parklarda tahrip ettikleri gibi yabancı hisse senetlerini New York Borsası’nın merdivenlerinde yakabilirler.

Amerika’da yatırım yapmak için vatansever olmanıza gerek yok. Hissedarlarımızı korumak için mükemmel bir raporlama standardımız var. Nike, Walt Disney, Ingersoll-Rand, Sallie Mae ve Federal ekspress gibi alanında lider olan birçok sanayi kuruluşumuz var. General Motors sendelediğinde, boşluğu doldurmak için muhteşem geçmişleri ile General Re, General Mills ve General Electric gibi en az üç tane başka beş yıldızlı generalimiz var. 

Eğer ortama alışkınsanız, yurtdışında yatırım yapmakta yanlış bir şey yok. Ama bana Almanya ya da Pasifik devletlerinin geleceklerine yatırım yapmakla daha hesaplı risk alarak Supercut’a ya da Au Bon Pain’e (şu anki iki favorim) yatırım yapmak arasında tercih hakkı sunsalar, her zaman ikincisini seçerim. Yatırımcıların avantajlı oldukları yer arka bahçeleridir.

Peter Lynch 1990 yılında, son 15 yılın en iyi performans gösteren fonu Magellan Fonu yönetiminden emekli oldu. Şu an Fidelity Grup’un yönetiminde ve gelecek baharda Simon &Schuster’dan çıkacak olan kitabı üzerinde çalışıyor.

Anahtar Kelimeler: Hisse Yatırım Stratejileri, Uluslararası Yatırım

8 Yorum

  1. Murathan Bali demiş ki:

    Emeğinize sağlık hocam. Ben yeni başlayan biri olarak 3-4 sene yurtdışı hisselere açılmak istemiyorum. Komisyon oranları yüksek ve anlamadığım bir çok şey var. Doğru düzgün analiz yapılırsa ve makul hedefler belirlenirse kendi borsamızda başarılı olunacağına inanıyorum.

    Haziran 6, 2020
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Selamlar Murathan Bey,

      Her horoz kendi çöplüğünde öter derler. Bence de avantajımızı bildiğimiz, havasını soluduğumuz yerde daha fazla.

      Saygılar.

      Haziran 7, 2020
  2. Ertuğrul demiş ki:

    Yiğit Bey, Türk yatırımcısını bilgilendirmek için harcadığınız çaba takdire şayan. Kendi adıma teşekkürlerimi sunuyorum ve çeviride sizlere yardımcı olabileceğimi belirtmek istiyorum.

    Haziran 6, 2020
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Selamlar Ertuğrul Bey,

      Desteğiniz için çok teşekkür ederim. Çeviri bütünlüğü açısından ben devam etsem daha iyi olur.

      Ama çevirecek daha çok şey var:)

      Saygılar.

      Haziran 7, 2020
  3. msd demiş ki:

    Ülkesine güvenen bir yatırımcının içten bir yorumu olmuş. Şeffaf raporlamanın olması yatırım yaparken güven veriyor. Gerçi 2000lerde milyar dolarlık bir burgun yapan bir şirket var ama yakalanınca ömür boyu hapisle cezalandırıldı.
    TR de bu konuda güvenli diye biliyorum ama usulsüzlük yapana yaptırım konusunda aynı hassasiyet var mı şüpheli.
    Peter lynch Kitaplarından sonra bu makaleleri okumak daha keyifli. Supercut firmasını görünce o firmayı nasıl araştırdığı aklıma geldi. Ödevi iyi yapmak gerek.
    Çeviri için çok teşekkürler.

    Haziran 6, 2020
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Selamlar Sayın MSD,

      Bulunduğu ülkeye güvenmeyip de iyi yatırım yapmak çok zor zaten. Hatta imkansız.

      Ben de makalelerde Peter Lynch kitaplarından çok izler görüyorum. Çok da güzel şeyler öğreniyorum.

      Desteğiniz için teşekkür ederim.

      Saygılar.

      Haziran 7, 2020
  4. Özgür demiş ki:

    Yiğit Bey Merhaba,
    Warren Buffet gibi Peter lynch de kendi ülkesinin milliyetçiliğini savunuyor. Bunu bizim de yapmamız. Güzide o kadar halka açık sirketimiz varken döviz ve altin ile uğraşmamamız gerekiyor. Yerli yatirimci ancak bizlerin sayesinde büyüyebilir.
    Saygılarımla,
    Not;Bir yazınızda belirmiştiniz en az okunan yazılarım warren buffet hissedarlarına yazdığı mektup çevirileri diye bu sebeple hem okuyup hem de yorum bırakma gereği duydum.😊

    Haziran 9, 2020
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Selamlar Özgür Bey,

      Desteğiniz için çok teşekkür ederim. Ülkemiz ne kadar gelişirse, şirketleri ne kadar büyürse biz de o kadar gelişip büyüyeceğiz.

      İkimizin kaderi birbirine kenetlenmiş durumda. Umarım oralardaki seviyelere biz de ulaşırız. Bunun için daha gidecek çok yolumuz var.

      Bu arada makalelere olan desteğinizi için de ayrıca teşekkür ederim.

      Saygılar.

      Haziran 14, 2020

Yorumunuzu Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.