Peter Lynch Makaleleri Serisi 7: Acemiler İçin Biyoteknoloji Rehberi

Herkese selamlar.

Sıra geldi Peter Lynch’in Worth Magazine için yazdığı yedinci makaleye.

Bu makalede Peter Lynch Biyoteknoloji gibi rekabetin çok olduğu gözde bir sektöre yatırım yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor.

Makalede çok önemli yerler var. Özellikle sonlardaki dipnot kısmına dikkat etmenizi öneririm.

Hadi başlayalım.

Acemiler İçin Biyoteknoloji Rehberi

Son yazımda, biyoteknoloji yatırımının tehlikelerini, özellikle çok tantana yapılan ve bir yere varamayan küçük “start up” şirketleri özelinde tartışmıştım. Biyoteknolojiye ilgi duyan ama riski sevmeyen yatırımcılar için hala bir çıkış yolu olabilir.

Biyoteknoloji hisselerinde yaşanan son satış dalgasından sonra, yatırımcılar hem inançlarını hem de paralarını kaybettikleri için, 225 civarı halka açık şirket artık ödeme güçlerini korumak için halkın cömertliğine güvenemezler. Geçmişte, bir biyoteknoloji laboratuvarı nakite sıkıştığında, istekli kalabalığa daha fazla hisse satabilirdi fakat artık bu mümkün değil. Halka arz pazarı yeterli ilgi olmadığı için kapanmış durumda.

Sonuç olarak, nakit sıkışıklığı yaşayan biyoteknoloji şirketleri, genellikle ilaç devi olan zengin ortaklarla birleşmek, ortaklığa girmek ya da lisans anlaşması yapmak zorunda kalıyorlar. Böylelikle, acemiler için biyoteknoloji yatırımı yapma yolu da ilaç devlerini almak oluyor.

İlaç şirketleri açısından, biyoteknolojiye girmek için hiç bu kadar uygun zaman olmamıştı. Hillary Rodham Clinton’ınkilerin çok daha ötesine giden sorunları var. Mutlu günlerini yaşadıkları 1980’lerde (mutlu sıfatının bile ilaca dönüştüğü zamanlar), ilaç şirketleri kârlarını %12-20 arası arttırdıkları için mutluydular. Fakat sonrasında, geleneksel çok satan ilaçlarındaki (Cardizem, Procardia, Ceclor) patentler bitince, jenerik ilaç üreticilerinin acımasız rekabetine maruz kaldılar.

Şimdi, geleneksel çok satan ilaçlar para kazanma potansiyelini kaybettikçe, yeni biyoteknoloji ilaçları laboratuvarlardan çıkmaya başlıyor. Bu yeni genetik mühendisliği mucizesi geçmişte tedavi edilemeyen birçok hastalığı tedavi etme potansiyeli taşımakla kalmıyor, ayrıca yıllarca kaybolmayacak bir patent korumasına da sahip bulunuyor.

Wall Street’teki her biyoteknoloji analistinin, biyoteknoloji müttefikliği sayesinde yarar sağlayacak bir ilaç devi hikayesi vardır. Merill Lynch’ten (MER) Stuart Weisbrod bana Schering-Plough’tan bahsetti. Anlattıkları bir traktörün kayaya çarpmasına benziyordu fakat Schering-Plough başarılı bir girişimdi ve 1993 yılında hisse başı 4.20 dolar kazanması öngörülüyordu. Biyoteknoloji ARGE’sine yıllık harcadığı 125 milyon dolar olmasa 50 cent daha fazla kazanırdı.

Şirket bünyesinde yaptığı ARGE’ye ek olarak, Schering-Plough’un alpla interferonunu pazarlamak için Biogen ile lisans anlaşması vardı ve bu zamana kadar yüksek kârlı bir iş olmuştu. Şu anda, Schering-Plough hisse senetleri 1993 kârının 15 katına işle görüyor ve kârın %15 büyümeye devam edeceği öngörülüyor. Biyoteknoloji laboratuvarındaki başka bir başarı bunu hızlandırabilir.

Ayrıca bir de Genentech ile ortak girişim yaparak rekombinant insülin üreten Eli Lilly var. Genentech kazancın %8’ini alıyor, gerisi de Lilly’e kalıyor. Lilly’nin Centocor ile başka bir ortak girişimi daha var. Bu sırada, başka bir ilaç devi olan Hoffman-La Roche’nin ana şirketi Roche Holdings, Genentech’in %60’ını almak için 2.1 milyar dolar harcadı. Benzer şekilde, American Home Products, Genetics Institute’ün %67’sini aldı.

American Home bu fırsatı, Genetic Institute önemli bir patent davasını Amgen’e karşı kaybettikten sonra yakaladı. O andan sonra, Genetic Institute’nin bilim insanları modifiye edilmiş bir geni Çin Hamsterının yumurtalık hücrelerine yerleştirerek kan pıhtılaştırıcı bir protein ürettiler. Bunu nasıl akıl ettikleri beni aşar ama sonuçları hemofili hastalığının tedavisinde çığır açtı.

Genetic Institute ayrıca doku ve organ nakillerinin yerini alması için, kemik kıkırdağı ve dokusunu iyileştirebilecek bir protein ailesi üzerinde çalışıyor. Kan hücresi çalışmaları bulaşıcı hastalıkların tedavisinde çığır açabilir. Bunlar, temettüsünü 41 yıldır arttırarak benim bile anlayacağım işler yapan American Home için çok önemli gelişmeler.

Bir de biyoteknolojiye yatırım yapmak için uygulanabilecek zıt bir strateji var: İlaç devleri tarafından yutulmakta olan ya da büyük ortak girişimlere imza atan biyoteknoloji şirketlerini almak. Roche’nin, Genentech’in hisselerinin %60’ını almak için milyarlar harcaması geri kalan %40’ta bir değer olduğunun iyi bir göstergesidir. Doğrusu, Roche’nin çoğunluk hissesini almak istemesi beni biyoteknoloji endüstrisinin varlığına ikna etti.

Bu 1990 Eylülünde oluyor. Genentech hisselerinin 21 dolardan 39 dolara çıkması dört ay sürdü. Roche’nin hala geri kalan Genentech hisselerini, önceden belirlenecek ve piyasa fiyatının epeyce üzerinde olan ve ve her çeyrek artan fiyatlardan alma seçeneği bulunuyor. Bu hisseye destek oluyor. American Home Products’ın Genetics Institute ile benzer anlaşmaları var.

İlaç devleri ile kısmi olarak birleşen biyoteknoloji şirketleri, rakiplerinin sürekli uğraştıkları likidite sorununu çözmüş oluyorlar. Biyoteknoloji şirketleri hayatta kalabilmek ve rekabet edebilmek için biyoteknoloji şirketlerinin bilim insanlarını destekleyecek ve klinik testleri karşılayacak parası olmalı. Sonunda FDA onayı alırlarsa, aynı ürünü daha önce ürettiğini söyleyen rakip biyoteknoloji şirketine karşı ürünün sahipliğini koruması gerekebilir.

Anlaşılan o ki Biogen, Amgen, Genentech ve Genetics Institute, FDA tarafından onaylanan şeyler üreten bir avuç biyoteknoloji şirketi arasındalar. Bu dörtlüden en başarılısı olan Amgen, mevcut ürünleri ile düzgün kâr edebilen ve boru hattında potansiyel yeni ürünleri olan bir ilaç devi olmak üzere. Geçen sene, 358 milyon dolar yani hisse başı 2.40 dolar kazandı.

Amgen o zamanlar Fidelity’nin biyoteknoloji analisti olan Mike Gordon tarafından tahminen 1989’da keşfedildi. Gordon, şirket içindeki fon yöneticilerine hisse 5 ile 7 dolar arasında dolanırken, heybeyi doldurmaları konusunda dürtüyordu. 1989’un devamında, Amgen’in satılabilir ilk bileşeni olan Epogen FDA onayı aldı ve hisse 10 dolara fırladı. 1991’in sonunda, hisse fiyatı 76 dolara çıktı. Yani iki yılda, yatırımcılar bire on kazandılar.

Bu ders sadece biyoteknoloji için değil, genel olarak bütün yatırımları ilgilendiriyor: Sırf iyi haberin gelmesi, yatırım yapmak için çok geç demek değildir. En büyük kârların start-up şirketlerinin ve onların test edilmemiş fikirlerinin spekülasyonu ile yapıldığı doğru olsa da, Amgen hissesi fiyatı 1991-92 arasında Epogen bileşeni ile ilgili patent davalarının hepsini kazanınca yine ikiye katlandı.

Sonra, bir şirketin önemli bir klinik testi geçememesinden dolayı biyoteknoloji sektöründe genel bir düşüş yaşandı. Amgen hissesi de çoğunluğa uyarak bu düşüşe katıldı. Bir zamanlar 70 dolara çıkan hisse fiyatı 35 dolara indi ve 10 milyar dolarlık Amgen 5 milyar dolara düştü. Biyoteknoloji hisse senedi olan bir yatırımcının midesi çok kuvvetli olmalı. İleri görüşlü olmak da işe yarar.

Bütün biyoteknoloji piyasasının yara aldığı bu zamanlar, cesur yatırımcılar için hisse senedi fiyatı nakit varlığına eşit olan kelepirleri avlama zamanıdır. Tabii ki, biyoteknoloji şirketleri nakdi çok çabuk bitirebilir. Fakat, araştırmayı hali hazırda piyasaya sürülmüş ilacı olan ya da en azından klinik testte olan ve biraz da olsa gelir elde eden şirketlerle sınırlandırmak riski azaltabilir. (Örnek olarak ImmuLogic Pharmaceutical Corp.’un boru hattında Catvax ve Ragvax alerji ilaçları, Marion Merrell Dow ile ortak girişim anlaşması, Merck ile ortak ARGE projesi, 13.2 milyon kârı var ve üç aydır nakit değerine işlem görüyor.)

Normal bir midesi olan, ilaç devlerini ve onların biyoteknoloji bağlantılarını analiz edecek eğitimi olmayan ortalama bir yatırımcı için en iyi çıkış yolu yatırım fonlarıdır. Her en kadar zamanımı çoğunu insanlara takip ettikleri endüstrilerde başarılı birer yatırımcı olabileceklerini söylesem de, biyoteknoloji endüstrisi bir istisna. O kadar dalgalı ve karmaşık ki, işi profesyonellere bırakmak daha mantıklı. Arka bahçenizdeki yatırımcı avantajınız burada işe yaramaz.

Son baktığımda ABD’de 14 adet biyoteknoloji ile alakalı yatırım fonu var. Çoğu sağlık hizmetleri hisse senetleri ile biyoteknoloji hisselerini birleştirmiş böylece yatırımcılar tamamen biyoteknoloji şirketlerine yatırım yapmıyorlar. Bütün o karmaşık anlaşmalardan sonra “saf” biyoteknoloji yatırımı nasıl oluyor ona da karar vermek zor.

Biyoteknolojiyi içinde en çok barındıran iki fondan birisi Karen Firestone’un yönettiği Fidelity Select Biotechnology , diğeri de Sandra Panem tarafından yönetilen Oppenheimer Global Bio-Tech. Panem normal yöneticilerden çok farklı. Mikrobiyolojide doktorası var ve bir zamanlar Washington’da Brookings Institution’da Biyoteknoloji ekonomisi üzerinde yazıyordu. Yukarıdaki örnek, bu alandaki, çoğu birkaç derecesi bulunan tipik bir uzman örneği. Merrill Lynch’ten Weisbrod’un da biyokimyada doktorası ve Colombia’da MBA’yi var. Çin hamsterının yumurtalık hücresi ile birlikte fiyat/kâr oranını birlikte tartışmak için bu tür bir uzmanlık gerekiyor.

New York Borsasında işlem gören diğer iki biyoteknoloji fonu kapalı uçlu. Bunlar “H&Q” ve “Healthcare and H&Q”. İkisi de Hambrecht &Quist’ten Alan Carr tarafından yönetiliyor. Carr, sağlık hizmetlerindeki kârlılıkla ilgili endişelerden dolayı, birçoğu hiç kâr etmese bile biyoteknoloji dahil ilgili sektörlerdeki fiyatların düşmesinin, yatırım için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyor.

H&Q: Healthcare’da Carr, fonun parasının %42’sini biyoteknolojiye yatırıyor. Ayrıca paranın birazını yeni kurulan girişimlere aktararak risk sermayedarları görevi görüyor. Biyoteknoloji alanına yatırım yapan risk sermayedarları azaldıkça bu rolü yatırım fonları almaya başladı.

Dipnot:

Genelde, yüksek büyüme gösteren ve rekabetin çok yoğun olduğu alanlarda yatırım yaparken “Tava ve Kürek”  yöntemini kullanırım. Bu teknik adını 19. Yüzyılda altına hücum edenlere ekipman satarak zengin olan market sahiplerinden alır. Onlarca firmanın aynı ürünü satmak için çabaladığı bilgisayar sektöründeki gibi bir çılgınlık gördüğümde, hepsinin ihtiyacı olan basit cihazı sağlayan tedarikçiyi ararım.

Ben biyoteknolojide böyle bir şirket bulamadım ama Stuart Weisbrod bir tane olduğunu söylüyor: Applied Biosystems. Stuart’a göre, bütün grup içinde bu en iyi performans gösteren şirket. Applied Biosystems biyoteknoloji laboratuvarlarında kullanılan DNA ve protein sentezleyicilerini satıyor. Bu şirket Perkin-Elmer tarafından satın alındı. Maalesef Perkin-Elmer sadece Applied Science’ye ortak olmak için çok büyük bir firma. “Tava ve Kürek” yönteminin ne sıklıkla işe yaradığını görmek olağanüstü.

Peter Lynch 1990 yılında, son 15 yılın en iyi performans gösteren fonu Magellan Fonu yönetiminden emekli oldu. Şu an Fidelity Grup’un yönetiminde ve yeni kiabı “Borsayı Yenmek” Mart’ta Simon &Schuster’dan çıkmıştır.

Anahtar Kelimeler: Yatırım Fonları, Biyoteknoloji Sektörü, Yatırım Stratejileri

4 Yorum

  1. Can Çakmak demiş ki:

    Çeviri için elinize sağlık. Böylesine komplike ve teknik konuların, en sade şekilde yorumlanması çok güzel.

    Ağustos 10, 2020
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Selamlar Can Bey,

      Benim de çok hoşuma gitti. Aslında makale çok eskiden yayınlansa da biyoteknoloji yatırımı hakkında şu an bile geçerli olan güzel bilgiler veriyor.

      Saygılar.

      Ağustos 21, 2020
  2. Yunus Karataş demiş ki:

    Yiğit bey her ayın 1. Günü değerlendirmeniz i dört gözle bekliyoruz . inşallah sağlık ve sihhatiniz yerindedir. selamlar.

    Eylül 3, 2020
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Selamlar Yunus Bey,

      Halimi hatırımı sorduğunuz için çok teşekkür ederim:)

      Bir şeyler karaladım Ağustos için. Umarım Eylül hepimiz için daha güzel geçer.

      Saygılar.

      Eylül 5, 2020

Can Çakmak için bir cevap yazın Cevabı iptal et

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.