Peter Lynch Makaleleri Serisi: 6 Biyoteknolojide Bahse Girmek

Herkese selamlar.

Hazır bayramda zaman varken çevirilere devam edeyim dedim.

Bu makalede Peter Lynch, 1990’ların favori sektörlerinden biyoteknoloji üzerine değerlendirmeler yapıyor.

Özellikle yeni teknolojilere yatırım yaparken dikkate alınması gereken öğütleri var. Benim aklıma önce E-ticaret sonra da elektrikli araba geldi.

Lafı çok uzatmadan hadi başlayalım.

Biyoteknoloji Bahsine Girmek

Son zamanlarda, bütün düşüşlerde olduğu gibi, Biyoteknoloji grubunda yaşanan düşüş de ilgimi çekti. Bu düşüş otomobil icat edildikten sonra bir daha hiç kendine gelemeyen eyer imalatçılarının düşüşüne benzemiyor. Biyoteknoloji bugün batık bir sektör olsa da geleceğin sanayileri arasında yerini aldı.

Bir biyoteknoloji laboratuvarının içinde neler döndüğünü hemen hemen hiç bilmeyen biri olarak, bu konuda uzmanlaşmış bir grup analist ve fon yöneticisini aradım. İşte bana Merrill Lynch biyoteknoloji analisti Stuart Weisbrod’un aktardığı cezbedici kısım: Eğer 1986’nın başında eşit miktarlarda Genentech (GNE), Amgen, Chiron (CHIR), Cetus (daha sonra Chiron tarafından alındı), Biogen (BGEN) ve Genex’ten alacak kadar akıllı olsaymışız, Genex’in sıfıra düşmesinden sonra bile 1992 sonunda yıllık %40 getiri elde edermişiz.

13 yıl önce bu şirketler hisse senedi piyasasında ilk ortaya çıktığında, doktoralı 100 kişi, 101 mikroskop ve 100 milyon dolar nakitle kurulabiliyordu. Sanırım 101. mikroskop fazlalıktı. Ya da 25 doktoralı 26 mikroskop da yeterli olabilirdi fakat hikaye her zaman aynıydı:  Günün birinde hissedarların muntazam para kazanabileceği yararlı bir ürüne dönüşebilecek güzel bir fikrin peşinde koşturan bilim adamları.

Muntazam kâr derken, doktoralıları işe almak ve mikroskopları kurmak için para koyan girişim sermayedarlarının hisselerin tamamını ya da bir kısmını halka arz edip nakde dönmelerinden bahsediyorum. Wall Street’te buna “başlangıç sermayesinin hasatı” denir.

Biyoteknoloji ile ilgili benim göz ardı ettiğim asıl olay, teoride hiç kârı olmayan girişimlerden uzak durulması gerektiğiydi.  14 Ekim 1980’de halka arz olduğu ilk işlem gününde hisseleri 35 dolardan 89 dolara çıkan Genentech halka arzına katılıp biraz hisse almıştım. Fakat ben fonu yönetirken, biyoteknoloji grup olarak Magellan’ın portföyündeki payı %0,5’i geçmedi.

On yıl sonra, biyoteknoloji bilimi çok hızlı gelişme gösterdiğini duyuyorum. Araştırmalar hızlanmış ve bilim insanları 1980’lerde hayal bile edilemeyecek genetik atılımlara imza atıyorlar. Son zamanlarda, bir çok ciddi hastalığın tedavisi için çözümler üretiyorlar.

Bir başka hızla yükselen şey ise halka arz edilen biyoteknoloji şirketlerindeki artış. 1980’lerdeki bir avuç doktoralı çalışan, mikroskop ve nakdin yerini, şu an birçoğu çöküşle sonuçlanan son halka arz dalgasıyla piyasaya katılan 225 şirket almış durumda.

Sorun ve satışın sebebi burada yatıyor. Bir mikroskoptan çıkan fikrin satılabilir bir ürüne dönüşme olasılığı çok düşük (binde bir olduğunu tahmin ediyorum). İlaç geliştirme işine giren onca şirketten sonra, hangi şirketin ilacının FDA onayı alacağını tahmin etmek, kaplumbağa yumurtaları içinden hangisinin çatlayıp denize ulaşacağını tahmin etmek kadar zordur.

Satılabilecek bir ürünün FDA’nın klinik denemelerini atlaması 5-15 yıl arası sürüyor ve 100-500 milyon dolara mal oluyor. Şu ana kadar, biyoteknoloji şirketleri bir şeyler icar etmekte, Super Bowl’daki gibi Roma Rakamı ile yazılan III. seviyeyi geçmekte olduğundan çok daha ustalık gösterdiler.

I. seviyede yeni madde, kullanmanın güvenli olup olmadığını ve insanları önceki durumlarından daha hasta edip etmediğini anlamak için 20 ila 100 arası hastada test ediliyor. Daha sonra II. Seviyede, maddenin gerçekten işe yarayıp yaramadığını görmek için 50 ila 250 hasta arasında deney yapılıyor. Sonrada sıra, maddenin başka çevrede de işe yarayıp yaramadığını görmek için, birkaç bin hasta üzerinde birçok merkezde çalışmaların yapıldığı en zor kısma geliyor.

Daha sonraki aşama ise yeni ilacın I. Ve II. Fazı geçmesi, yatırımcıların son FDA onayı için bahse girmesi (biyoteknoloji hissesinin I. Aşamayı geçtikten sonra fiyatını ikiye katlaması nadir bir olan değildir) ve sonra da şirketin III. Aşamada başarısız olmasıdır.

Bu yılın başlarında, Synergen’in septik şoku tedavi eden ilacı Antril, üçüncü aşamada başarısız oldu ve hisse bir günde %68 değer kaybetti. Bu kaderi benzer ilaçlar üreten XOMA ve Centocor (CNTO) da daha önce paylaştı. Bir keresinde “bilgili insanların” Centocor’un Centoxin adlı ilacının III. Fazı %90-95 oranında geçeceğini söylediği belirtilmişti. Öyle görünüyor ki biyoteknoloji alanında çok fazla bilgi tehlikeli olabilir.

Dahası, Synergen’in ilacı geçen Şubat’ta başarış olduğundaki gibi,  bir biyoteknoloji şirketi büyük sınavda başarısız olduğunda, diğerleri de satış yiyor. 1991’in sonundan 1993’ün Şubatına kadar çok sayıda ilaç o ya da bu testi geçemedi ve endüstrinin tamamının piyasa değeri 41 milyar dolardan 26 milyar dolara düştü. Bu da bize umut ve hayallere dayalı beklentilerin kâra göre ne kadar temelsiz olabileceğini hatırlatıyor.

Bir başka sorun da biyoteknoloji şirketlerinin kârı o kadar düşük ki… Bilim adamları daha kârın nasıl artırıldığını icat edemedi. Bugüne kadar, sadece Genentech ve Amgen’in kârı geleneksel düzeye erişebildi ki Genentech’in kârı çok değişken ve Amgen güzel para kazanmaya 1991 yılına kadar başlayamadı. Diğerleri hiç kâr edemedi. Genzyme 1991 yılında, Ciogen 1992 yılında biraz kazanmaya başladı ve rapor edildiğine göre Chiron başa baş noktasına gelmek üzere.

Bu şöyle böyle bütün biyoteknoloji grubunun durumunun özeti oldu. 225 şirketten sadece bir düzinesinin ürünleri onaylandı ve biyoteknoloji grubundaki şirketlerin %90’ı ürün öncesi aşamada tıkandı ki bu da para kazanamamanın yeni kılıfı oluyor. Para kazanamayan şirketler genellikle daha büyük şirketler tarafından yutuluyor. 1990 Haziranından beri 75 şirketin başına bu geldi.

Görünen o ki, uzmanlar potansiyel Genexes’ler içinden yeni  Genentech’i seçme konusunda İngiliz dili ve edebiyatı mezunu ortalama bir insan kadar kaybolmuş durumda. Paine Webber analisti Linda Miller’a, mikroskobu olan doktoralıların bu şirketleri seçme konusunda avantajları olup olmadığını sordum. Olmadığını düşünüyor.

Barron’da okuduğum makaleye göre, Amgen’in yarım milyar dolarlık ilacı Epogen, çalışanları tarafından test edilen moleküller içinde en az gelecek vaad edeniydi. Aynı şekilde, Neupogen bir anda ortaya çıktı ve Amgen’in ikinci yarım milyar dolarlık ilacı oldu. Yani uzmanlar bile bunları tahmin etmekte sorun yaşıyorlar.

Dahası, Epogen ya da Neupogen’in başarısı, hukuk departmanı (patent anlaşmazlıkları endüstride çok yaygın)  ve FDA’da ne olduğu gibi birçok  bilim dışı olaya da bağlı. Biyoteknoloji şirketlerinin tedavi etmeye başladıkları bir çok hastalığın test edilmesi çok zor. III. Aşamadaki genetik olarak üretilmiş bir eklem ağrısı ilacını kullandıktan sonra hastanın ne kadar iyi hissettiğini belirlemek çok zor.

Mr. Weisbrod’un yatırım tavsiyesi; en ilginç ürünleri olan şirketlerin görmezden gelinerek, onaylanma şansı en yüksek ürüne sahip şirketlere yatırım yapılması yönünde. Amgen’deki potansiyeli çok önce gördü çünkü Neupogen beyaz kan hücresi sayısını arttırmak gibi çok kolay ölçülebilecek bir şey yapıyordu.

Klinik testler sırasında, Amgen’in kanıtlaması gereken tek şey, hastaların Neupogen aldıktan sonra beyaz kan hücrelerinin arttığıydı. Öte yandan Synergen, Antril’in hastaların septik şok ile mücadelsini kolaylaştırdığını kanıtlamalıydı ki bu çok daha zor bir görev.

Her biyoteknoloji analistinin potansiyel kazananları kaybedenlerden ayırmak için gözde bir yöntemi vardır. Bazıları nakde odaklanırlar ve aynı harcamalar sürerse  birkaç yıl yetecek kadar nakdi olan şirketlere odaklanırlar. Buna “yanma hızı” denir. Diğerleri ARGE harcamasını toplam piyasa değeri ile karşılaştıran “M Skoru”na bakar. Diğerleri boru hattındaki ya da II. Ve III. Aşamadaki ürünlerin sayısına bakar. Şu anda, dipsiz kuyunun derinliğini ölçmek için kullanılan yöntemler bunlar.

Konuşmamdan öğrendiğim üç önemli ders şunlar: 1) Daha test edilmeyen bir ürünü anons etti diye bir biyoteknoloji şirketi almayın, 2) Sırf ilginç bir ürün I. Ve II. Aşamayı geçti diye III. Aşamayı da geçeceğini varsaymayın, 3) Her zaman bahsettiğim yatırımcı avantajları, biyoteknoloji sektöründe çalışmaz. Bu kurallara uymayan yatırımcılar, Genex yatırımcıları gibi bir şey vererek hiçbir şey alamayabilirler.

Biyoteknoloji bana 1960’ların bilgisayarlarını hatırlatıyor. Genel olarak beklentiler müthişti fakat birçok arayıcı da başarısız olacaktı. Biyoteknolojideki potansiyeli anlayıp parayı yanlış şirkete yatırmak çok yazık olurdu. Riski düşürmenin yolları var mı? Bu benim bir sonraki yazımın konusu.

Peter Lynch 1990 yılında, son 15 yılın en iyi performans gösteren fonu Magellan Fonu yönetiminden emekli oldu. Şu an Fidelity Grup’un yönetiminde ve yeni kiabı “Borsayı Yenmek” Mart’ta Simon &Schuster’dan çıkmıştır.

Anahtar Kelimeler: Biyoteknoloji Endüstrisi, Hisse Senedi Yatırımı

Tek Yorum

  1. DENİZ demiş ki:

    Merhaba. Emeğinize sağlık. Bizim ortamda üreteceği ürünün yapısını inceleyen pek çıkmıyor. Ama dikkatimi çeken nokta, benzer yatırım hatalarının (şirketin dereyi geçtiğini görmeden bizim paçayı sıvayıp kar ediyormuş gibi hisselerini almamız) hemen her yerde olması. Kalabalıklığın Karmaşası’ nda da vardı. Düşünsenize; üretecekleri ilaçların FDA onayından geçip geçmeyeceği belli olmayan (kaldı ki FDA nın onay sürecenin manipülasyona çok açık olduğunu herkes bilir) 225 şirket ve hissederları. Bu durum sadece bizim buralarda olur sanıyordum 🙂

    Ağustos 3, 2020
    Yanıtla

Yorumunuzu Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.