Warren Buffett’ın Hissedarlarına Yazdığı Mektuplar Serisi: 1981

Herkese selamlar. Sıra geldi Warren Buffett’ın 1981 yılı için yazdığı mektuba.

Buffett, hissedarlarına neden şirketlerin müzakereler yoluyla bütününü değil de, hisse senedi piyasasından azınlık paylarını aldığını anlatarak başlıyor.

Sonra da enflasyon ortamında hangi şirketlerin alınması gerektiğini belirtiyor ve bunların nasıl da yüksek fiyatlandığından dem vuruyor. Ben, bu mektup 1981 yılında yaşananları anlatsa da, ekonomik koşullar bakımından günümüz Türkiye’sine çok benzediğini düşünüyorum. Bu yüzden önemli görüyorum.

Sonra ünlü yatırımcı tekrar enflasyondan ve kârları eritmesinden şikayet ediyor. Warren Buffett alışamamış ama biz alıştık galiba yüksek enflasyon ve etkilerine:)

Son olarak enflasyonist ortamda uzun dönemli tahvil faizi ile hisse senedi getirilerini karşılaştırıyor. Hangi şirket temettü vermeli hangisi vermemeli onun üzerinde duruyor. Yazının bana kattığı şeylerden bir tanesi de bu bölümle ilgili oldu. Ben hep yüksek borcu olanların temettü ödememesi gerektiğini bilirdim. Warren Buffett’a göre yüksek sermaye kârlılık oranı olan şirketler temettü dağıtmasın ve parasını yatırımda değerlendirsin, tahvil faizinden düşük özsermaye kârlılık oranı olan şirketler ise kârının tamamını dağıtsın ki hissedarları da o kârı daha iyi yerlerde değerlendirebilsin diyor.

Kısacası bu mektuplar benim alışılmışın dışında bir Warren Buffett karakteri ile tanışmamı sağladı. Hadi başlayalım.

 

BERKSHIRE HATHAWAY INC.

26 Şubat 1982

Berkshire Hathaway Inc. Hissedarlarına;

Kontrol Edilmeyen Yatırım Kazançları

Kontrol etmediğimiz şirketlerin kârlarının (azınlık payına sahip oldukları şirketler)  Berkshire Hathaway’e, realize edilmiş ya da edilmemiş şekilde sermaye kazancı olarak dönmesi, düzensiz bir zamanlamayla olacak. Her ne kadar uzun dönemde şirketin piyasa fiyatı, gerçek değerini takip etse de, kısa dönemde ilişki belirsiz olur. Piyasanın dağıtılmayan kârları fark etmesi de, firmadan firmaya değişiklik gösterir. Eğer kârlar, hayal kırıklığı yaratacak şekilde değerlendirilirse geri dönüş negatif ya da çok düşük olur. Fakat şirket, dağıtılmamış kârları etkin olarak kullanır ve yüksek kazanç elde ederse de tersi olur. Sonuç olarak, kontrol edilemeyen şirketler belli bir beceri ile seçilirse, sonuçlar çok tatmin edici olur.

Toparlarsak, kontrol etmediğimiz şirketlerimizin ekonomik durumu, kontrol ettiklerimizden daha iyi durumda bulunuyor. Bu anlaşılabilir çünkü seçim alanı çok geniş. Olağanüstü şirketlerin küçük payları hisse senedi piyasasında genellikle uygun fiyata bulunabiliyor. Fakat bu şirketlerin tamamı nadiren uygun fiyata alınabiliyor ve genellikle çok yüksek fiyatlı oluyor.

Genel Şirket Alımı Davranışımız

Tarihimizden de görebileceğiniz gibi, şirketlerin tamamını almak ya da hisse senedi piyasasından küçük bir kısmını edinmek konusunda rahatız. Her iki tarafta da büyük pozisyonlar almak için arayışımızı sürdürüyoruz (çok küçük parçalar almaktan da kaçınıyoruz çünkü bir şey, yapmaya değmezse iyi yapmaya da değmez demektir). Sigorta işlerimizin likidite ihtiyaçları, bizi hisse senedi piyasasında büyük yatırımlar yapmaya zorluyor.

Şirket satın alırkenki politikamız, ekonomik faydayı arttırmak üzerinedir. Yönetimi ele geçirmek ya da muhasebe sebebiyle değildir. (Uzun dönemde, muhasebe gayesi ekonomik çıkarları geçerse pek bir sonuca varılamaz).

Yapacağımız kârın bilançoda hemen görünüp görünmeyeceğine bakmadan, hisse başı X dolara Muhteşem Şirket T’nin %10’unu almayı, %100’ünü hisse başı 2X dolara almaya tercih ederiz. Birçok yönetici bunun tersini yapar ve bir bahane bulmakta da hiç zorlanmaz.

Fakat, şirket satın almalarında tek veya toplu olarak üç motivasyonun olduğunu düşünüyoruz:

1) Şirketlerin liderleri ya da başka liderler, hayvansal içgüdülerden nadiren yoksundurlar ve bazen artan hareketlilikten ve zorluklardan zevk alırlar. Berkshire’da bir satın alma yapıldığında şirketin kalp atışları asla daha hızlı atmaz.

2) Çoğu organizasyon, işletme ya da değil, boyutlarına göre değerlendirilirler ve yöneticilerini buna yönlendirirler (Fortune 500 yöneticilerine şirketlerinin hangi ünlü listede yer aldıklarını sorun ve istisnasız hepsi satışların karşılaştırıldığı listedeki yerlerini söylerler, aynı şirketleri karlılıklarına göre sıralayan listede hangi sırada olduklarını bilmezler bile).

3) Çoğu yönetici, çocukluk yıllarında dinlediği, bir kurbağanın bedenine sıkışmış yakışıklı prensin bir öpücükle kurtulduğu masala, fazlasıyla maruz kalmıştır. Sonuç olarak, kendi yönetimsel öpücüklerinin şirketin hedef kârlılığında inanılmaz sonuçlar yaratacağını düşünür.

Böyle bir iyimserlik esastır. Böyle bir görüş olmasa, neden A şirketinin (satın alma yapan şirket) hissedarları T şirketinin hisselerini piyasadan X fiyata satın almak varken 2X fiyata toptan satın almaya kalkışsın?

Diğer bir deyişle, yatırımcılar her zaman kurbağaların satıldığı fiyata kurbağa alabilirler. Eğer yatırımcılar bunun yerine iki katı fiyat ödeyerek prenses öpücüğünü de almak isterlerse o öpücük mucizeler yaratsa iyi olur. Çok öpücük gördük ama bunların pek azı mucizeye dönüştü. Yine de, birçok yönetici öpücüklerinin gelecek potansiyeli konusunda çok emindir, şirketlerinin arka bahçesi diz boyu kurbağa dolu olsa da…

Adil olursak, bazı satın almaların büyüleyici olduğunu söylemek zorundayız. Bu bağlamda iki kategori diğerlerinden ayrılmaktadır.

Birinci kategorideki şirketler, bilerek ya da bilmeyerek enflasyon ortamına iyi uyum sağlayan şirketleri satın almıştır. Bu şanslı şirketlerin iki ortak özelliği vardır:

1) Fiyatları, pazar kaybetme korkusu olmadan ya da satışları düşürmeden kolayca yukarı çekebilme özelliği (talep sabit olduğunda ve tam kapasite çalışmadıklarında bile) ve işlerinde çok az sermaye desteği ile daha fazla parasal hacim yaratabilme özelliği (çoğu zaman gerçek büyümeden değil de enflasyon kaynaklı). Normal yetenekleri olan yöneticiler, sadece bu şartları taşıyan işletmeleri satın alarak bu on yılda mükemmel sonuçlara ulaşmıştır. Fakat çok az şirket bu karakterdedir ve bunları satın almak için yapılan rekabet kendi kendini yok eder bir boyuta ulaşmıştır.

2) İkinci kategori ise, çok iyi yöneticilerin olduğu, yönetimsel becerileri sayesinde kurbağalarla kurbağa kılığına girmiş prensleri ayırabilen gruptur ki biz bu gruptaki yöneticileri saygıyla selamlıyoruz. Doğrudan ya da dolaylı tecrübelerimizin ışığında, bu yöneticilerin yaşadığı zorlukları ve başarılarının nadirliğini biliyoruz (Onlar da bunun farkında olup son zamanlarda kendi hisselerini alarak çok az dış satın alma yapmışlardır).

Sizin başkanınız, ne yazık ki ikinci kategorideki yöneticilerden değil. Ayrıca birinci kategoriyi oluşturan ekonomik faktörlerden çok iyi şekilde anlamasına rağmen, bu kategoride yaptığımız satın almalar düzensiz ve yetersizdi. Vaaz yeteneğimiz performansımızdan daha iyi. (Nuh’un kuralını ihlal ettik: Yağmuru tahmin etmek işe yaramaz, gemi yapmak gerekir.)

Geçmiş raporlarda görülebileceği gibi sık sık kelepir fiyata kurbağaları aldığımız çok olmuştur. Belli ki öpücüklerimiz çok işe yaramamış. Birkaç prenste ise işler iyi gitti, gerçi onlar aldığımızda zaten prens olmuşlardı. En azında öpücüklerimiz onları kurbağaya çevirmedi. Son olarak, kolay bulunabilir prenslerin küçük parçalarını da kurbağa fiyatına almakta da sık sık başarılı olduk.

Berkshire Satın Alma Amaçları

Satın alınan şirket, gelecekte geçmişine benzer oranda sonuçlar açıklasa da mantıklı fiyatlarla şirket satın almaya çalışmaya devam edeceğiz. Eğer ne yaptığımızı biliyorsak 1. kategorideki şirketlere adil ve güzel fiyatlar ödemeye hazırız. Fakat alacağımız şirkete, normalde çok fazla kazanamadığımız için çok para ödemek niyetinde değiliz.

1981 yılında sevdiğimiz bir işi ve yöneticisini satın almaya çok yaklaştık. Fakat müzakere sonucu çıkan fiyat, finansman da düşünüldüğünde, hissedarlarımıza başlangıçtakinden çok daha kötü bir tablo ortaya çıkartacaktı. İmparatorluk çok daha büyük olabilirdi, fakat vatandaşları çok daha fakir olurdu.

1981’de herhangi bir başarımız olmamasına rağmen, zaman zaman standartlarımıza uyan şirketlerin %100’ünü almaya devam edeceğiz. Ek olarak, bu raporun 47. Sayfasındaki Pinkerton başlığında yazdığı gibi, oy hakkı olmayan küçük ortaklık teklifleri de alıyoruz. Küçük ortak olarak bu teklifleri, yöneticileri ve sahipleri ile birlikte uzun dönemli hedeflerimize ve güzel ekonomik sonuçlara ulaşabileceksek, olumlu karşılıyoruz.

Bu aralar, en kolay değeri açık piyasadan, dürüst ve yetkin yöneticileri olan, muhteşem şirketlerin küçük parçalarını alarak bulabiliyoruz. Bu şirketleri yönetmeyi hiçbir zaman istemedik ama kâr etmek istiyoruz.

Bu şirketlerin dağıtılmamış kârlarının (realize edildiğinde vergilendirilecekler) Berkshire ve hissedarlarına tam değer yaratmasını umuyoruz. Eğer yaratmazlarsa;

1) yönetimi seçerken yanlış yapmışızdır,

2) Şirketin gelecekteki ekonomik durumunu yanlış hesaplamışızdır,

3) Ya da ödediğimiz fiyat yanlıştır.

Şirketlerin kontrol edilebilir ya da edilemez paylarını (azınlık-çoğunluk payı) aldığımızda bu hatalardan çok yaptık. İkinci kategorideki yanlış hesaplamalarımız en yaygın olanları. Tabii ki, geçmişi araştırarak bu tip hatalarımızı bulmamız bir gereklilik, bazen iki üç ay geriye gitmek yetiyor. Örnek olarak, başkanınız geçen yıl alüminyum sektörünün geleceğinin çok güzel olacağını düşünüyordu, Fakat şimdi fikrinde bir kaç küçük değişiklik yaparak düşüncelerini 180 derece değiştirmesi gerekli.

Fakat, kişisel ve nesnel sebeplerle, kontrol etmediğimiz şirketlerde bu hataları düzeltmek, kontrol ettiklerimize oranla çok daha kolay oluyor. Aslına bakılırsa kontrol edememek, çoğu kez ekonomik bir artıya dönüşmüş durumda.

Geçen sene de bahsettiğimiz gibi, kontrol edemediğimiz şirketlerin kârları, raporlanan faaliyet kârlarımızı aşan bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Bu durumun devam edeceğini düşünüyoruz. Bu kategoride yer alan dört şirketimizin payımıza düşen dağıtılmamış kârları (GEICO Corporation, General Foods Corporation, R.J. Reynolds Industries, Inc. ve The Washington Post Company) 1982 yılında $35 milyona ulaşmış durumda. Dağıtılmamış kârları göz ardı eden muhasebe kuralı yıllık özsermaye kârlılık oranımızı ya her hangi bir tek yıllık ekonomik performansı ölçen başka bir oranı aşağı çekmektedir.

Uzun Dönemli Şirket Performansı

GAAP temelinde, başkan yönetimindeki 17 yıl boyunca, hisse başı defter değeri 19.46 dolardan 526.02 dolara çıktı yani yıllık bileşik %21.1 arttı. Bu getiri oranının, gelecek yıllarda düşmesi büyük olasılık. Fakat umuyoruz ki, bu getiri oranı, ortalama bir Amerikan şirketinin getirisinden çok daha yüksek olacak.

Enflasyonun yatırım denklemindeki önemine rağmen, sizi tüm görüşlerimizi anlattığımız başka bir resitalle sıkmayacağız. Enflasyonun kendisi zaten yeterince sıkıcı (mazoşistler için önceki yazışmaların kopyaları bulunabilir). Fakat, kur değerlerindeki acımasız yok oluş yüzünden, şirketimizin çabaları karnınızı doyurmak yerine cebinizi doldurmaya devam edecek. (Çevirmen notu: Warren Buffett daha önceki yazılarında 10 hamburgerlik yatırım yaparsanız, 2 hamburger alacak kadar temettü alıp, hisseyi de sekiz hamburger parasına satarsanız, hiçbir şey kazanmamış olursunuz. Paranız artar ama karnınız doymaz demişti. Burada atıf yapmış o yazıya)

Hisse Katma-Değeri

Uzun dönemli getiri oranımız hakkında yaşadığınız coşkuyu dizginlemek için ek bir unsuru da eklemek gerekir. Hisse senedinin ortalama getirisinin pasif getirili sabit gelir yatırımlarından (uzun dönemli tahviller) fazla olmasının sebebi, sermaye ile birlikte işe koyulan yönetim ve girişim becerileridir. Dahası, hisse senedi yatırımı sabit getirili yatırımlardan daha riskli kabul edildiğinden daha yüksek getiri elde edileceği söylenir. Hisse senetlerinden gelen katma değer doğal ve sıradan kabul edilir.

Fakat öyle mi? Birkaç on yıl geriye gidersek, %10 özsermaye kârlılık oranı olan bir şirket iyi kabul edilirdi (iyi kabul edilir derken şirkete yeniden yatırılan her 1 dolar, 100 centten daha fazla katma değer yaratır). Uzun dönemde vergilendirilebilir tahvillerin %5 ve vergilendirilmeyenlerin %3 getiri getirdiği bir ortamda %10 özsermaye kârlılık oranı olan bir şirket yatırımcılarına ek bir getiri vadedebiliyordu. Bu temettüler ve vergilerden sonra yatırımcıların eline geçen %6 ila %8’lik oran için bile doğruydu.

Yatırım piyasaları bu doğruyu fark etti. Bu erken dönem boyunca, özsermayelerinin %11’i oranında kazanan Amerikan şirketleri defter değerlerinin çok üzerinde işlem gördüler (1 dolar hisse başına 150 cent fiyatla). Bunların bir çoğu iyi şirketlerdi çünkü uzun dönemli pasif sermayelerinden çok daha fazlasını kazanıyorlardı. Hisse yatırımından kazanılan katma değer genel olarak doyurucuydu.

O günler geride kaldı. Fakat o zaman öğrenilen dersleri gözardı etmek çok zor. Yatırımcıların ve yöneticilerin adımlarını geleceğe doğru atmaları gerekirken, düşünceleri ve sinir sistemleri geçmişe takılı kalır. Yatırımcılar için geçmiş F/K oranlarına bakmak ya da yöneticiler için geçmişin ölçülerini değerlendirmek, şirketlerini günlük olarak değerlendirmekten çok daha kolaydır. Değişim yavaş olduğunda, her gün bunu düşünmek hiç istenmez; bu da çok az ve yavaş bir müdahale zamanına sebep olur. Fakat eğer değişim büyükse, geçmişin varsayımları çok büyük maliyete sebep olur. Ekonomik değişimin hızı nefes kesicidir.

Geçen yıllarda, uzun dönemli vergilendirilebilir tahvillerin getirisi %16’yı ve vergilendirilemeyen tahvillerin getirisi de %14’ü geçti. Vergilendirilemeyen tahvillerin getirisi doğrudan yatırımcıların cebine giriyor. Bu arada, Amerikan şirketleri ortalama %14 sermaye getirisi sağlıyor. Bu %14 hisse senedi getirisi yatırımcısının cebine girmeden önce bir de vergi kesilecek. Bu verginin kapsamı şirketin temettü politikası ve yatırımcıya rücu edilecek vergi oranı ile de alakalıdır.

Pasif getirili yatırımların faizlerinin 1981 seviyesinde olduğu günümüzde, tipik bir Amerikan şirketinin 1 doları bireysel yatırımcı için artık 100 cent etmiyor (eğer şirket emeklilik fonları ya da başka bir vergiden muaf yatırımcı tarafından tutuluyorsa, aritmetik hala çekici olamamakla birlikte yatırımcı lehine değişir). %50 vergi katmanında olan bir yatırımcıyı düşünün, eğer şirketimiz kârının tamamını dağıtırsa, elde edilecek getiri %7 verimi olan bir vergiden muaf tahville eşit olacak. Eğer bu şartlar sürerse, (tüm kâr dağıtılır ve özsermaye kârlılık oranı %14 olursa) yüksek vergi dilimindeki bir yatırımcının getirisi de %7’lik vergiden muaf tahvilin getiri gibi donmuş olur. Bu %7’lik vergiden muaf tahvilin getirisi de üstünde yazdığı gibi 1 dolar başına 50 cent değerinde olur.

Eğer, bu Amerikan şirketindeki kârın hiç biri dağıtılmaz ve özsermaye kârlılık oranı sabit kalırsa, şirketin gelirleri her sene %14 büyür. Eğer F/K oranı sabit kalırsa, bu şirketin fiyatı da her yıl %14 artar. Fakat bu %14 daha yatırımcının cebine girmemiştir. Onu cebe koymak sermaye vergisi gerektirir bu da şu an %20’dir. Bu net getiri, tabii ki pasif getirili vergiden muaf getiriden daha kötü bir getiriye işaret etmektedir.

Pasif tahvil getirileri düşmediği sürece, %14 getiri getiren ve hiç temettü vermeyen şirketler ekonomik olarak yatırımcıları için bir başarısızlık olacaktır. Pasif tahvil getirisi aktif hisse senedi getirisini geçmeye devam edecektir. Bu hem yatırımcılar hem de şirket yöneticileri için istenmeyen bir durumdur ve bu yüzden bunu görmezden gelmek isterler. Fakat gerçekler, sırf onlar hoşnutsuz ya da göz ardı ediyor diye var olmayı kesmezler.

Bir çok Amerikan şirketi gelirlerinin çok büyük bir kısmını temettü olarak öder ve bu iki durumun arasında kalır. Bunların çoğu, vergiden muaf tahvil getirisinden daha az getiri elde ederek yatırımcıları için kötü bir yatırıma dönüşürler. Tabii ki, bazı yüksek getirili şirketler, şu anki koşullarda çekici olmayı sürdürüyorlar. Fakat ortalama bir Amerikan özsermayesi yatırımcılarına hiçbir katma değer üretmiyor.

Şunu da belirtmek gerekir ki bu bunaltıcı durum Amerikan şirketleri ekonomik olarak daha uzağa gidemiyor diye olmuyor. Aslında, daha uzağa zıplıyorlar çünkü, geçen on yıla göre özsermaye kârlılık oranları artmış durumda. Fakat pasif tahvil getirisi çok daha fazla arttı. Ne yazık ki, bazı şirketlerin elinden çok azı gelse de, aradaki farkın azalacağını düşünüyoruz ve bazı endüstriler çok daha iyi özsermaye kârlılık oranına erişecekler.

Enflasyon tecrübesi ve beklentileri, gelecek yıllardaki ölçüyü etkileyecek en büyük(fakat tek değil) etken olacak. Eğer yüksek enflasyonun sebepleri yumuşatılırsa, pasif tahvil getirileri düşecek ve Amerikan özsermayesinin getirisi de kaydadeğer şekilde artacaktır. Böyle bir durumda ekonomik olarak “kötü” tarafta sınıflandırılmış bir çok şirket artık “iyi” durumuna geçecektir.

Daha ötesi, “kötü” şirketlerin yatırımcılarına yaşattığı bilhassa ironik bir konu vardır. Bu şirketler mevcut durumlarını sürdürebilmek için genel olarak tüm net kârını (yatırımcıları için ne kadar ceza verici olsa da) şirket içinde tutmak zorundadırlar.

Sonuç olarak tabii ki tam tersi önerilir. %5 getirili bir tahvile uzun yıllar saplanmış olan bir birey, etrafta 40 cente 1 dolar getiri elde edebilecekken aynı tahvili alarak 1 dolarlık yatırıma 1 dolarlık getiri elde etmek istemez. Bunun yerine, bu düşük getirili tahvilin kupon faizini alır ve güvenli ortamda daha yüksek getirili araçlar arar. “İyi para kötüsünün arkasından saçılmaz.”

Tahvil yatırımcısı için mantıklı olan hisse senedi yatırımcısı için de mantıklıdır. Mantık olarak, tarihte yüksek özsermaye getirisi olan bir şirket, tüm kârını şirket içinde tutmalıdır ki yatırımcıları daha çok getiri elde edebilsinler. Tersine, düşük özsermaye kârlılık oranına sahip olan şirketler de kârlarının hepsini dağıtmalıdır ki yatırımcıları bu kaynakları daha çekici yerlere yönlendirebilsinler.

Fakat enflasyon, Alice Harikalar Diyarı’ndaki aynayı ters çevirmemize sebep olur. Fiyatlar durmadan yükseldiğinde, “kötü” şirket her parayı elinde tutmak zorundadır. Özsermaye için çekici olduğundan değil, çok itici olduğundan ve az kâr eden bir işletme olarak kârın çoğunu elde tutması gerekir. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de aynı şekilde devam etmek istiyorsa, bundan başka şansı yoktur.

Enflasyon dev bir “şirket bağırsak tenyası” gibi davranır. Bu bağırsak kurdu, içinde bulunduğu organizma ne kadar sağlıklı olursa olsun, günlük yiyeceği olan yatırılmış dolarları tüketir. Ne kadar kâr rapor edilirse edilsin, geçmiş envanteri sürdürebilmek ve sabit varlıklar için daha fazla dolar harcanması gerekir. İşletme ne kadar az zengin olursa, bağırsak kurdunun tüketeceği yiyeceğin porsiyonu da o kadar fazla olur.

Şu anki koşullarda, %8 ila 10 özsermaye kârlılığı olan bir şirketin büyümeye, borç azaltımına ya da “gerçek” temettüye kaynağı kalmaz. Enflasyon bağırsak kurdu tüm yemek tabağını temizler. (düşük getirili bir şirketin temettü ödeyememesi anlaşılabilir şekilde gizlenebilir. Amerikalı şirketler artan oranda temettülerin yeniden yatırıma yönlendirilmesi planlarına dönmekteler ve bazen indirim yaparak insanları buna zorluyorlar. Bu şirketler Paul’a temettü ödemek için Peter’a yeni hisse satıyorlar. Bir kişiden alınıp diğer kişiye verilen temettüler konusunda çok dikkatli olun.

Berkshire kârlarını defansif ya da yasalar yüzünden değil, ofansif nedenler yüzünden bünyesinde tutuyor. Fakat pasif getirinin artan baskısından da muaf değiliz. Vergiden sonraki pasif getiriyi az da olsa geçmeye devam ediyoruz. Uzun dönemli gelecekte de elde edebileceğimiz kesin olmayan %21’lik getirimiz, pasif getiriyi az da olsa geçmeye devam ediyor. Şirketimizin katma değerli getirisinin negatife dönmesi bizim için aşağılayıcı olur. Fakat, hiç kimsenin kontrolünde olmayan nedenler ya da düşük adaptasyon nedeniyle bizim de başımıza gelebilir.

Raporlanmış Kârın Kaynakları

Hisse Adedi Şirket Maliyet (000) Piyasa Değeri(000)
451,65 Affiliated Publications, Inc. $3,297 $14,114
703,634 Aluminum Company of America $19,359 $18,031
420,441 Arcata Corporation $14,076 $15,136
475,217  Cleveland-Cliffs Iron Company $12,942 $14,362
441,522 GATX Corporation $17,147 $13,466
2,101,244 General Foods, Inc. $66,277 $66,714
7,200,000  GEICO Corporation $47,138 $199,800
2,015,000 Handy & Harman $21,825 $36,720
711 180 Interpublic Group of Companies, Inc. $4,531 $23,202
282 500 Media General $4,545 $11,088
391 400 Ogilvy & Mather Int’l. Inc. $3,709 $12,329
370,088  Pinkerton’s, Inc. $12,144 $19,675
1,764,824 R. J. Reynolds Industries $76,668 $83,127
785,225 SAFECO Corporation $21,329 $31,016
1,868,600 The Washington Post Company $10,628 $58,160
Toplam $335,615 $616,490
Diğer hisseler $15,131 $22,739
Toplam $351,746 $639,729

Sigorta Endüstrisi Koşulları

“Tahminler” der Sam Goldwyn, “çok tehlikelidir, özellekle gelecekle ilgili olanları”. (Berkshire hissedarları, başkanın geçmiş yıllardaki tekstil endüstrisi ile ilgili faaliyet raporlarındaki analizlerini okuduklarında aynı duyguya kapılabilirler)

Fakat 1982 yılının, sigorta şirketleri için tarihteki en kötü yılı olacağı öngörüsünde bulunmakta bir zarar yok. Bu sonuç, şu anki fiyatlama davranışları ve sigorta sözleşmelerinin süreleri ile garanti edildi.

Hissedarlarca Belirlenen Katkılar

Warren E. Buffett

Yönetim Kurulu Başkanı

Not: Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

4 Yorum

  1. Özgür Özsoy demiş ki:

    çok tesekkürler, elinize, emeğinize sağlık.. çok faydalı bir yazı. birden çok kez okunup değerlendirilmeli diye düşünüyorum…

    Eylül 8, 2017
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Sayın Özgür Bey,

      Çok teşekkür ederim. Umarım faydalı olur.

      Saygılar.

      Eylül 9, 2017
  2. Ercan demiş ki:

    Emeginize saglık yasayarak ögrenemeyecegimiz tecrubeleri anlatıyor…

    Eylül 30, 2017
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Sayın Ercan bey,

      Mektupların hepsi bir hazine gibi, umarım faydalı oluyordur. Desteğiniz için çok teşekkür ederim.

      Saygılar.

      Eylül 30, 2017

Yorumunuzu Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.