Herkese selamlar.
Bugün size biraz hatalardan ve bir yatırımcı olarak hangi hatalarla yaşamayı tercih ettiğimden bahsetmek istiyorum.
Biliyorsunuz, daha önce “Uygulama Sanatı” isimli kitabı birlikte derinlemesine incelemiştik. Üzerinde durduğumuz fikirlerden biri şuydu: Başarılı yatırımcılar da sık sık yanılır. Sonucu belirleyen şey, yalnızca doğru hisseyi seçmeleri değildir. Yanıldıklarında ne yaptıkları, ne kadar kaybettikleri ve haklı çıktıklarında ne kadar kazandıkları da bir o kadar önemlidir.
Bu kez bir adım daha ileri gideceğiz.
Madem baştan hata yapacağımızı kabul ediyoruz, bu durumda hangi hataların bedelini ödemeye razıyız?
Elbette bütün hatalarımızı önceden seçemeyiz. Fakat aldığımız ve almadığımız risklerle, hangi hatalara daha açık hâle geleceğimizi bir ölçüde belirleyebiliriz. Yani bir hatayı yapma olasılığımızı diğer hatanın üstüne çıkarabiliriz.
Bunu anlatmak için önce borsadan uzaklaşıp Afrika’da bir su birikintisinin başına gideceğiz.
Hadi başlayalım.
Ceylanın Önündeki İki Hata
Kendinizi Afrika savanlarında susamış bir ceylan olarak hayal edin. Bir su birikintisine yaklaşıyorsunuz. Su içmeniz lazım ama çevrenin güvenli olduğundan emin değilsiniz.
Suyun içinde bir timsah olabilir. Yakındaki çalıların arasında bir aslan saklanıyor olabilir. Görünürde hiçbir şey olmaması, orada hiçbir şey bulunmadığı anlamına gelmez. Bunu milyonlarca yıldır yaşadığınız evrimle bütün benliğinize işlediniz.
Önünüzde iki farklı yanılgı var.
İlkinde, ortamın güvenli olduğuna karar verip suya yaklaşırsınız. Oysa orada bir avcı vardır. Bu yanlış değerlendirmenin bedelini hayatınızla ödeyebilirsiniz.
İkincisinde, suyun bulunduğu yerin tehlikeli olduğunu düşünüp uzaklaşırsınız. Oysa suyun çevresi güvenlidir. İçebileceğiniz suyu içmemiş, bir fırsatı kaçırmış olursunuz.
İki durumda da yanıldınız. Ancak ödediğiniz bedeller aynı değil.
Birinde başka bir su kaynağı arama şansınız devam eder. Diğerinde bu şansınız tamamen ortadan kalkabilir.
Tabii bu benzetmenin bir sınırı var: Ceylan her su kaynağından kaçarsa sonunda susuzluktan ölür. Dolayısıyla çıkarılacak ders, her tehlike ihtimalinde geri çekilmek olamaz. Mesele, su içebilmekle hayatta kalabilmek arasında bir denge kurmaktır.
Borsada da Aynı Tercihle Karşılaşırız
Şimdi ceylanın yerine kendimizi, su kaynaklarının yerine de yatırım fırsatlarını koyalım.
Bir şirkete yatırım yaparız. Borçlarının çevrilebileceğini, kazancının büyüyeceğini ve ödediğimiz fiyatın makul olduğunu düşünürüz. Ancak değerlendirmemiz yanlış çıkabilir ve sermayemizin bir bölümünü kalıcı olarak kaybedebiliriz.
Başka bir şirkette ise riskleri fazla yüksek bulup yatırım yapmayız. Sonra şirket beklediğimizden çok daha iyi işler başarır ve hissesi birkaç katına çıkar. (bazı durumlarda onlarca katına). Bu kez de iyi bir fırsatı kaçırmış oluruz.
Benim tercihim, anlamadığım veya taşıyamayacağım bir riski almak yerine bazı fırsatların geçip gitmesine razı olmaktır.
Çünkü kaçırdığım bir yükseliş canımı sıksa da elimdeki sermayeyi doğrudan azaltmaz. Büyük bir kalıcı kayıp ise sonraki fırsatları değerlendirebilme gücümü de elimden alır.
Basit bir hesap yapalım: 100 lira 50 liraya düştüğünde kayıp %50’dir. Fakat 50 lirayı yeniden 100 liraya çıkarmak için %100 kazanmak gerekir. 100 liranın 20 liraya inmesi durumunda ise başlangıç noktasına dönmek için %400 getiri elde etmek gerekir.
Yani her zaman söylediğim gibi benim yatırım anlayışımda risk almak var fakat mahvolma ihtimalim olan bir yatırımı yapmamayı tercih ediyorum.
Yükselen Her Hisse, Kaçırılmış Bir Hata Değildir
Burası önemli. Almadığım bir hissenin yükselmesi, onu almamakla mutlaka hata yaptığım anlamına gelmez.
Kazancın nereden geldiğini anlayamıyorsam, bilançosuna güvenemiyorsam veya fiyatını makul bulmuyorsam uzak durmamın bence makul bir gerekçesi vardır. Sonradan fiyatın yükselmesi, bu gerekçeyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Sonuçta olasılığın tanımı gereği “olabilecek olaylardan sadece biri gerçekleşir”.
Kötü değerlendirilmiş bir risk de para kazandırabilir. İyi düşünülmüş bir yatırım da zarar ettirebilir. Olayın sonucu, kararın kalitesini tek başına anlatmaz.
Bu yüzden kendime yalnızca “Hisse ne kadar yükseldi?” diye sormak istemiyorum. “O gün elimdeki bilgilerle bu yatırımı yapmak mantıklı mıydı?” sorusu da en az onun kadar önemli. Burada da sermaye kaybı riskini en aza indirmeyi önceliklendiriyorum.
Yine de bu yaklaşımı kendimi haklı çıkarmak için kullanmak da istemem. Sürekli aynı tür fırsatları kaçırıyorsam araştırmamda veya değerlememde bir eksiklik olabilir. Kaçırdığım fırsatları incelemek ile sırf yükseldiler diye peşlerinden koşmak farklı şeyler. Sonuçta mevduat yatırımı yapmıyoruz.
Hangi Riskleri Almamaya Çalışıyorum?
Öncelikle nasıl para kazandığını anlayamadığım şirketlerde ya da yöntemlerde temkinli oluyorum. Her iyi hikâye para kazandırmaz.
Borçluluk da önemli. Şirketin iyi bir işi olabilir ama borcunun vadesi, para birimi veya finansman ihtiyacı onu zor durumda bırakabilir. İşlerin iyi gitmesini beklemek ile kötü gittiğinde şirketin ayakta kalabileceğini görmek arasında fark var.
Bir de ödediğim fiyat var. Kaliteli bir şirket bulmak, o şirketin hisselerinin her fiyattan alınabileceği anlamına gelmiyor. Çok iyimser beklentilerin karşılığını peşinen ödersem şirket iyi işler yaparken bile yatırımımın sonucu hayal kırıklığı yaratabilir. Benjamin Graham’ın deyişiyle “mutlaka bir güvenlik marjı” koymaya çalışıyorum.
Sadece fiyat hareketine bakarak, işletmenin değerini ve taşıdığım riski değerlendirmeden pozisyon almak da benim yatırım anlayışıma uymuyor.
Ponzi düzeneklerinden ve getirinin gerçek bir ekonomik faaliyetten nasıl üretildiği açıklanamayan yapılardan ise uzak duruyorum. Sandalye kapmaca oyununu hatırlarsınız. Müzik durduğunda biri ayakta kalır. Ben yatırım planımı, müziğin ne zaman duracağını herkesten önce tahmin edebileceğim varsayımına bağlamak istemiyorum.
İyi Analiz, Yanlış Pozisyon Büyüklüğünü Kurtarmaz
Bütün bunlardan sonra kendime sormam gereken bir soru daha var:
Yanılırsam portföyüme ne olacak?
Bir şirketi çok iyi tanıdığımı düşünmem, o şirkette yanılmayacağım anlamına gelmez. Yönetim hata yapabilir, sektör değişebilir veya benim hiç hesaba katmadığım bir gelişme yaşanabilir. 1970’lerin yıldızı “Kodak”ın başına gelenleri hatırlayın.
Örneğin, borçlanma kullanılmadığını ve diğer yatırımların değerinin değişmediğini varsayalım. Portföyün %5’ini oluşturan bir yatırımın yarısını kaybetmek, toplam portföyü %2,5 azaltır. Aynı yatırım, portföyün %50’sini oluşturuyorsa kayıp %25’e çıkar.
Aynı şirket, aynı hata; ama çok farklı sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle bir yatırımı ne kadar beğendiğim ile ona ne kadar para ayırmam gerektiğini ayrı ayrı düşünmeliyim. Büyük pozisyon taşıyorsam bunun riskini de açıkça kabul etmeliyim. “Şirketi çok iyi biliyorum.” demek o riski ortadan kaldırmaz.
Üstelik yalnızca şirketin dayanıklılığı yeterli değil. Benim de bekleyebilecek durumda olmam gerekir. Yakında ihtiyaç duyacağım parayı belirsiz vadeli bir yatırıma bağlarsam şirket toparlanmadan satmak zorunda kalabilirim.
Sanırım en çok zorlandığım konu bu oluyor. İnsan uzun süre borsadan uzak kalamıyor.
Tedbirli Olmakla Hiç Risk Almamak Arasındaki Çizgi
Baştaki ceylana dönelim. Her su kaynağından kaçmanın da bir bedeli vardı.
Yatırımda da bütün belirsizliklerin ortadan kalkmasını beklersem yatırım yapacak fırsat bulamayabilirim. Sürekli kenarda durmanın kaçırılan getiriler ve satın alma gücü açısından bir maliyeti var.
Dolayısıyla amacım riskten tamamen kaçmak değil. Anlayabildiğim, karşılığında yeterli getiri beklediğim ve gerçekleştiğinde taşıyabileceğim riskleri almak.
Bir fırsatı değerlendirirken şu soruların cevabını aramak istiyorum:
- Bu yatırımın para kazandırmasını sağlayacak temel neden ne?
- Hangi gelişme, başlangıçtaki düşüncemin yanlış olduğunu gösterecek? Özellikle rekabetin yıkıcı etkisi ve hendeklerin durumu ne olacak?
- Beklediğim senaryo gerçekleşmezse ne kadar kaybedebilirim? Ne kadar kaybetmeye hazırım? Düştüğünde eğer uygun bulursam daha fazla hisse alacak pozisyonda mıyım?
- Bu kayıp, diğer yatırımlarımı veya hayatımı zorunlu olarak değiştirmeme yol açar mı? (İhtiyacın olmayan para ile yatırım yap derken bunu kastediyorum. Paraya her zaman ihtiyaç duyulur fakat bazı miktarların kaybı insanın günlük hayatını değiştirmez. Bazısının ise değiştirir.)
Bu soruların cevabı beni rahatlatmıyorsa olası kazancın bir kısmından vazgeçebilirim. Ponzilerden özellikle uzak durmayı tercih ederim.
Hangi Pişmanlıkla Yaşamayı Tercih Ediyorsunuz?
Yatırım yaparken zaman zaman pişman olacağız. Almadığımız bir hisse yükselecek. Aldığımız bir şirket beklentilerimizi karşılamayacak. Bazen erken satacağız, bazen gereğinden uzun bekleyeceğiz.
Rus ruleti oyanayan bazı insanlar sizden daha fazla para kazanacak. Oyunu oynarken ölenlerin sesleri zamanla kaybolurken kazananların sesi daha da fazla çıkmaya başlayacak.
Ben; “Keşke alsaydım.” demeyi, “Keşke kaybetmeyi göze alamayacağım kadar para bağlamasaydım.” demeye tercih ediyorum.
Bu tercih tabii ki beni hatalardan muaf hâle getirmeyecek. Her fırsatı kaçırmamı da haklı çıkarmayacak. Fakat karar verirken yalnızca kazanma ihtimaline değil, yanılmanın bedeline de bakmamı sağlayacak.
Hangi yatırımda yanılacağımı önceden bilemem. Ama bir yanılgının hayatımda ne kadar yer kaplamasına izin vereceğimi, daha parayı yatırmadan düşünmek benim elimde.
Siz hangi pişmanlıkla daha rahat yaşarsınız? Kaçırdığınız kazançla mı, taşıyamayacağınız bir riski aldığınız için yaşadığınız kayıpla mı?
Şimdilik benden bu kadar.
Saygılar.

