“Küçük Yatırımcı İçin Büyük Sır” Kitap Özeti

Herkese selamlar.

Joel Greenblatt’ın yazdığı ” Küçük Yatırımcı İçin Büyük Sır” isimli kitabı okumayı bitirdim. Türkçesi olmadığı için kitabın ufak bir özetini yazmaya karar verdim. 

Peki kim bu Joel Greenblatt? Yazarın koltuğunun altında çok karpuz var. Colombia İşletme Fakültesi’nde akademisyenliğin yanında, Hedge Fonu yöneticiliği, yatırımcılık ve yazarlık yapıyor.

Sıkı “Değer Yatırımcılarından” bir tanesi. Kendine has değerleme formüllerinin de sahibi.

Kitabın İngilizce ismi “The Big Secret For The Small Investor”. Ne yazık ki Türkçesi bulunmuyor. B

Dokuz bölümden oluşan kitap 120 sayfa. Eğlenceli ve akıcı bir dili var. 

Her ne kadar ulaştığı sonucu ayrıntılandırıp sonuçlandırmasa da benin çok işime yaradı ve faydalandım. Değer yatırımcılarını okumak keyif veriyor.

Tek sıkıntısı formüllerini endeks fonlarından türetmesi. Malumunuz ülkemizde endeks fonu işi daha tam oturmadı ve sonuçlarını Amerika’da olduğu gibi 100 yıllık bir periyotta değerlendiremiyoruz. 

Ama yine de fazla bilginin göz çıkarmayacağını düşünüyorum. 

Şimdi ayrıntılı kitabın bölümlerini ayrıntılandırayım.

Hadi başlayalım.

“Küçük Yatırımcı İçin Büyük Sır” Kitap Özeti

1. Bölüm

Yazar 1970’lerde üniversiteye gittiğinde profesörler; piyasada bilginin tüm akıllı yatırımcılar tarafından bilindiği ve oluşan dalgalanmaların bu yatırımcılar tarafından düzeltileceğini öğretiyorlarmış. Yani bir hisse senedi gereğinden fazla düşünce, bu insanlar onu normal fiyatlara çekiyorlar, yükselince de satarak gerçek değerine çekiyorlar. “Etkin Piyasa Teorisi” yani…

Joel Greenblatt bunun böyle olmadığını, piyasayı yenmenin mümkün olduğunu, fakat bunu çoğu yatırımcının yapmadığını, yapmayacağını ya da yapamayacağını vurguluyor.

Bu kitabın konusu da piyasanın nasıl yenileceğinin bölüm bölüm anlatılmasından oluşuyor.

Reklamlar

2. Bölüm

Bu bölümde anlatılanları kısaca özetlemek gerekirse:

Başarılı yatırımın sırrı bir şeyin değerini hesaplamaktır ve ona bundan çok daha az ödemektir.

Bir işletmenin değeri ondan hayatı boyunca almayı beklediğimiz kârların toplamının bugünkü değere indirgenmesidir. Değerin çoğu gelecek 20 ya da 30 yıllık kârlardan gelir. Bir çeyreklik ya da yıllık kâr bunun sadece küçük bir kısmını oluşturur.

Yıllık kâr hesapları daha çok tahminlere dayanır. 30 yıllık kârların tahminlemesinde yapılan küçük değişiklikler işletmenin değer hesabında büyük değişikliklere neden olur. İndirgeme oranında yapılacak küçük değişiklikler de değer hesabını çok oynatır.

İki değişkende yapılan küçük değişiklikler bizi çılgına çevirebilir.

Net kâr büyümesinde ve indirgeme oranındaki küçük değişiklikler bile büyük oynaklıklara sebep oluyorsa, anlamlı bir değer hesabı yapmak çoğu zaman olasılık dahilinde değildir.

3. Bölüm

Şirketlerin 30 küsür yıllık kârlarını hesaplamak değer hesabının tek yolu değildir.

Nispi değer, satın alma değeri, likiditasyon değeri ve parçaların toplamı metodu da gerçek değeri hesaplamada kullanılabilir.

Ne yazık ki bu metodları hesaplaması çok zordur ve çoğu zaman hatalı sonuçlar üretebilirler.

Yine, bir şirketin gerçek değerini bilemezsek, akıllı yatırım yapamayız.

O zaman başka yollara bakmalıyız.

4. Bölüm

Gelecekte elde edilen kârı ve indirgeme oranını gelecek 30 yıl için hesaplamak çok zordur. Bu yüzden bunu hesaplamayacağız.

Üçüncü bölümdeki yöntemler de işimize yaramaz. 

Bunun yerine, bir şirketin alış fiyatını değerlendirirken, risksiz Amerikan Tahvili’nin getirisi olan %6’yı geçeceğimizden emin olacağız.

Eğer yatırımımız risksiz getiri oranından yüksekse ve tahminlerimizden eminsek, o zaman ilk engeli geçtik demektir.

Sonra, potansiyel yatırımımızın beklenen yıllık kârlarını ve bu konudaki güven seviyemizi,  diğer alternatif yatırımların beklenen yıllık kârları ile karşılaştıracağız.  Bunu yapmak için şirketin bulunduğu endüstride neler olduğunu, şirketin yeni ürün ver hizmetlerini teknolojinin olası etkilerini bilmemiz gerekir.

Eğer şirketin gelecek yılki kârlarını makul ölçüde tahmin edemiyorsak, o şirketi bırakıp başka şirkete geçebiliriz.

(Warren Buffett’ın sıkça bahsettiği, sadece anlayabildiği, güvenlik çemberi içindeki şirketlere yatırım yapması da buradan geliyor. Ünlü yatırımcı özellikle teknoloji şirketlerinin gelecekteki kârlarını hesaplayamıyor. Zaten doğası gereği bu şirketlerin kâr rakamları çok oynaklık gösteriyor.)

Profesyonel yatırımcıların bile onlarca, bazen yüzlerce şirketin kâr tahminini ve karşılaştırmasını yapması gerçekten çok zor.

Yazar her ne kadar bu formülün işe yaradığını söylesede bunu yapmanın herkes için olasılık dahilinde olmadığını söylüyor. 

Reklamlar

5. Bölüm

Hisse senedi piyasası fark yaratmak isteyen yatırımcılar için bazı fırsatlar sunar. (Piyasa değeri belli bir miktardan düşük firmalara yatırım yapmak, araştırmayı 6-10 firma ile sınırlandırmak, benzer şirketlerin ne kadara satıldığını araştırmak ve karşılaştırma yapmak, şirket satışı gibi).

Yazara göre çoğu hisse senedi yatırımcısı bu avantajlardan yararlanmaz.

6. Bölüm

Yazar burada sonunda niyetini belli etmeye başlıyor. Joel Greenblatt da kendinden önceki değer yatırımcıları gibi piyasa zamanlaması yapmanın çok zor olduğunu hatta imkansız olduğunu biliyor. 

Aynı zamanda yatırım fonu yöneticilerinin de çoğu endeksi yenemiyor. Bireysel olarak da hisse senedi seçimi zor. 

İşte yazar bu bölümde kazanan stratejinin “endeks fonu” türevi bir strateji kullanması gerektiğini belirtiyor. 

Kitabın sonuna doğru gelmeye başladıkça strateji açığa çıkmaya başladı. 

7. Bölüm

Ödenen ücret ve komisyonlar hesaba katıldığında, fon yöneticilerinin sadece %30’unun uzun vadede endeksi yenebildiği tespit edilmiş. 

Fakat yazar endeks fonlarının da bazı arızalarının olduğundan bahsediyor. (Ben de bunları bu kitapla keşfettim.)

Bunlardan ilki endeks fonlarının piyasa fiyatı ağırlıklığına göre sıralanması. Bu, çoğu zaman işe yarasa da bazen yatırımcıların zararına sonuçlar doğurabiliyor. Bay Piyasa bir şirket hakkında çok olumlu düşünmeye başlıyor, değer hesabı yerine duygular ön plana çıkıyor. Bunun sonucunda da elimizde fiyatı şişmiş hisse senetlerinin domine ettiği bir endeks kalıyor. Yani bunu aldığınızda coşmuş duygularıyla şirketlere fazla para ödeyen insanların duygularını da alıyorsunuz. 

Buna karşı yazarın bazı alternatifleri var. Bunlardan ilki eşit ağırlıklı endeks hesabı. Yani her şirketin eşit ağırlıklı olarak endeksin içinde yer alması. S&P 500’den örnek verecek olursak her şirketin %0,02 ağırlıkta olması durumu. Yapılan teorik hesaplamalarda ağırlıklı endeksin son 20 yıllık periyotta %1 ila 2 daha iyi getiri sağladığı hesaplanmış. 

Fakat burada şöyle bir sıkıntı var. Ağırlı ortalama endeksinin sürekli olarak %0,02’ye eşitlenmesi gerekiyor. S&P 500 şirketlerinden bazılarının piyasa değeri görece çok düşük ya da likit değiller. Bu yüzden bu şirketlerde işlem yapmak ve belli bir miktarda almak imkansız. Ya da fiyatların aşırı oynamasına sebep oluyor. Ayrıca mesela 10 tane petrol şirketi ve 40 tane perakende şirketi varsa ağırlık da buna göre değişiyor. 

Bir diğer seçenekte temel verilere dayalı endeks. Bu endeksi oluştururken piyasa değeri yerine; defter değeri, net kâr, satışlar ya da temettü miktarını kullanıyoruz. Bu endeksin amacı piyasa fiyatı ağırlıklı endekslerin sorunlarının üstesinden gelmek. 

Bunlardan birine örnek olarak FTSE RAFI 1000 endeksini verebiliriz. Bu oluşturulurken şirketlerin beş yıllık nakit akışının, satışlarının, temettülerinin ve defter değerlerinin beş yıllık ortalaması alınıyor.

Fakat bu seçenek de bazı sorunları giderse de yine de büyük şirketleri ağırlıklı olarak içinde barındırmaya devam edecek. 

Yazar bundan daha iyisini yapabileceğini iddia ederek diğer bölüme geçiyor. 

8. Bölüm

Piyasa fiyatı ağırlıklı endeksi beğenmedik. 

Eşit ağırlıklı endeks daha iyi ama onda da kusurlar bulduk. 

Temel değerlere göre endeks yaptığımızda da daha iyisini yapabileceğimizi iddia ettik. Bu da bizi Değer Odaklı Endeks Yatırımı‘na getirdi. 

İlk bölümlerde yazar gelecek yılların kârlarını tahmin etmenin zor olduğunu belirtmişti. Fakat geçmiş yılların kârları biliniyor. İşte oluşturacağımız endeksin ilk kısmını bu rakam oluşturuyor. 

Şirketlerin geçmiş yıldaki kârını fiyatla oranlıyoruz. Buna da kazanç verimi diyoruz. Çıkan rakama göre şirketleri büyükten küçüğe doğru sıralıyoruz. 

Örnek verecek olursak; şirket geçen sene 10.000 TL kâr etti. Piyasa değeri de 100.000 TL. Şirketin kazanç verimi 10.000/100.000= %10 oluyor. 

Tabii burada sıralama yaparken %15’i %10’a tercih ediyoruz. 

Ama piyasa neden birine %10 verirken diğerine %5 veriyor. Burada da piyasanın gelecekte %5 kazanç verimi olandan daha fazla getiri elde etmesini beklediğini düşünüyoruz. Yani piyasa %10 kazanç verimi olanı %5 olandan daha ucuza fiyatlıyor. Yazar da şirketleri ne kadar ucuz olduklarına göre yukarıdan aşağıya doru kıyaslıyor. 

İkinci karşılaştırma ölçütü de işletme sermayesi ve duran varlıkları kullanmak. Amaç da şirketin duran varlıklarının ve işletme sermayesinin ne kadarını kâra dönüştürdüğünü bulabilmek. 

Örnek verecek olursak eğer şirket 50.000 TL’lik duran varlık ve işletme sermayesiyle 20.000 TL kâr ediyorsa o zaman sermaye kârlılığı 20.000/50.000=%40 oluyor. 

Eğer 5.000 TL kâr ediyorsa o zaman sermaye kârlılığı 5.000/50.000=%10 oluyor. 

İşte burada %40’ı %10’a tercih ediyoruz.

Yazar kitapta işte “kazanç verimi” ve “sermaye kârlılığı”ndan (return on capital) oluşan “Değer Odaklı Endeks Yatırımı”nın diğer endeks  yatırımı çeşitlerini geçtiğini söylüyor. 

Yaptığı zaman testi de aşağıda;

Endeks getiri karşılaştırması
Endeks getiri karşılaştırması

Değer odaklı yatırım %13,9 ortalama getiri elde ederken, S&P 500’ün getirisi %7,6’da kalıyor.

9. Bölüm

İnsan garip bir varlık. Varoluşsal olarak kaybetmekten korkumuz kazancın verdiği hazdan daha ağır basıyor. Bu dürtü ile önce tehlikeden kaçıyoruz, güvende hissedince de soru sormaya başlıyoruz. 

Kısaca herkes alırken alıyor, herkes satarken satıyoruz. 

Yazar kitabın son bölümünde;

Piyasa fiyatı ağırlıklı oluşturulan endeksin çoğu aktif yatırım fonu yöneticisini geçtiğini, 

Eşit ağırlıklı endeksin ya da temel verilere göre hazırlanan endeksin piyasa fiyatı ağırlıklı endeksi geçtiğini vurguluyor. 

Son olarak; Değer Odaklı Endeksin de hepsini geçtiğini vurgulayarak kitabı bitiriyor. 

4 Yorum

  1. Kenan demiş ki:

    Yiğit Bey ben bu yazarın kitaplarını daha önce okumuştum.Yalniz uyguladığı yöntemlerle ilgili en büyük 2 problem yüksek turnover oranı ve geçmişe dönük yaptığı testlerde piyasadan çıkmış şirketlerin hesaba katılmaması sebebiyle olduğundan daha olumlu sonuçlar elde ediyor olması.Eskiden dolar bazında %50 ye yakın getiriler elde etmesine rağmen son on yıldır piyasanın altında getiri elde eden bir fon yöneticisi kendisi.Yani stratejileri konusunda temkinli olmanızı tavsiye ederim.

    Mayıs 19, 2019
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Sayın Kenan Bey,

      Verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ederim. Demek ki yatırım fonlarının tarihsel değerini hesaplarken ortaya çıkan bu etki Joel Greenblatt’ın formülünü de etkiliyor. Bunu gözden kaçırmışım.

      Sanırım son on sene değer yatırımcıları için iyi geçmedi. Aşırı düşük faize bağlı olarak bol kredi ile yapılan bonkör satın almalar, şirketlerin yüksek oranda kendini hissesini geri alması S&P 500 endeksini yukarıda tutuyor. Her yatırım tarzının böyle zamanları oluyor.

      Tekrar çok teşekkür ederim.

      Saygılar.

      Mayıs 20, 2019
  2. hezarfen1923 demiş ki:

    Yazı için teşekkür ederim. 🙂

    Bir de 7. bölümde iki yerde binde iki yerine onbinde iki yazmışsın. 🙂 uyarayım dedim…

    Mayıs 29, 2019
    Yanıtla
    • Lattedenborsaya demiş ki:

      Sayın hezarfen1923,

      Çok teşekkür ederim. Keskin gözlere her zaman ihtiyacım var:)

      Saygılar.

      Mayıs 30, 2019

Yorumunuzu Ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.